13 Eylül 2014 Cumartesi

KIZ ve ERKEK ÇOCUĞUNUN PSİKOSOSYAL FARKLILIKLARI

KIZ ve ERKEK ÇOCUĞUNUN PSİKOSOSYAL FARKLILIKLARI

11 yaşa kadar kız ve erkek çocuklarının psiko-sosyal özellikleri birbirilerine çok benzemektedir. Ancak bu yaştan sonra insan kendi cinsel psikolojisinin özelliklerine adaptasyon sancıları çekmeye başlar. Bu yaştan itibaren erkek ile kız çocuk arasında benzerlikler gittikçe azalır.
Bunanla beraber 6-7 yaşlarına kadar kız çocuğu ile erkek çocuğu arasında bazı özellikler de belirtilmelidir.
Kız çocuğunun sosyal gelişme yönünde erkek çocuğa nazaran belirli bir şekilde, bu çağda ileri olduğu gözlenebilir.
Kız çocuğu yaklaşık 2 ay önce yürümeye başlar. Daha zengin bir sözlüğü hızla elde edebilir.
Erkek çocuk öğrendiği kelimeyi iyice inceler, tam öğrendiğine kanaat getirirse bunu benimser. Öğrendiği bu kelimeyi yerli yerinde kullanmaya daha çok özen gösterir.
Oysa kız çocuğu başka kelimeler öğrenmekte acele eder. Bu nedenle 4-5 yaşlarında doğru kız çocuğunun dil repertuarı daha gelişmiştir.
Kız çocuğunda sosyal uyum bakımından daha büyük bir yetenek, çevreye uyum bakımından daha büyük bir eğilim, çevreye göre kendini ayarlamak açısından daha iyi bir uysallık ve aynı zamanda kişilerle daha ilgisiz bir bağdaşma zihniyeti görülür.
Kız çocuklarında egosantrizm daha çabuk geriler. Erkek çocuklarında daha çok karşı koyma belirtileri gözlenir. Kız çocuğu daha çabuk çevresine uyar ve çevreye karşı koymaktan çok çevresine göre hareket eder. Sosyal çevreye girmesi daha çabuk ve daha az sarsıntılarla olur.
Kız çocuğunun çevresine kolayca uyması, onun oyunlarında ve tüm beden hareketlerinde görülür.
Erkek çocuğu genel olarak kız çocuğundan daha ağır hareketlidir. Ondan daha az narindir. Daha az çevik ve daha az beceriklidir. Tabi bunlar genel bazı özelliklerdir. Her çocuk bu özelliklere ufak nüanslar katabilir.
Üç yaşındaki çocuğun davranış ve hareketlerinde görülebilen bu fark altı yaşa doğru daha belirgin bir hal alır. Küçük kız çocuğunda ve daha sonra genç kızda reflekslerin süratli ve hareketlerin zarif olması şeklinde devam eder.
Söz gelimi iki yaşındaki bir erkek çocuğu kız çocuğundan açık bir şekilde yaramaz, daha gürültücüdür.
4-5 yaşındaki kız çocuğu becerikliliğinden ve zarafetinden faydalanır. Aynı yaşta bulunan erkek çocuğu ise kuvvetinden yararlanır.
Sert bir oyun erkek çocuğunun sinirlerini yatıştırır. Kız çocuğunun sinirlerini yumuşatması için oyun oynaması, şarkı söylemesi, resim yapması yeterli olduğu halde, erkek çocuğunun koşması, yorulması, bağırıp çağırması, yorucu oyunlar oynaması gereklidir.
Diğer taraftan kız çocuğu mizacını taşıyan erkek çocuğu, erkek çocuğu mizacını taşıyan kız çocukları da vardır. Bu gibi durumlar ergenlik çağından sonra sabit bir şekil alır. Bu özellikleri tanımamazlıktan gelmek çok defa boş bir çabadır.
Anne-Baba ve çocukla ilgili bireylerin 16yaşa doğru erkek çocuğuna erkek karakterini ve genç kıza da kadınca zevkler sağlayacak denge bunalımını iyi idare etmeleri gerekir.
Çocukların kadınlaşmış erkek ve erkekleşmiş kadın sınıfına hiçbir zaman girmemeleri gerekir.
Kimi aileler tarafından yapılan şakalar, alaylar çocukların kendilerini böyle görmeye başlamasına sebep olabilir. Kız çocuğu erkek çocuğunu kıskanmaya başlarsa, kız olarak ona gurur verici telkinlerde bulunulması gerekir. Kıza “erkek kardeşin gibi yapsana”, erkek çocuğa “kız kardeşin gibi uslu dur” vs gibi karşılaştırmalar tehlikelidir.
Esasen karşılaştırmanın hiçbir türü uygun değildir. Çünkü çocuklar örnek diye gösterilen çocuğu kıskanmaya başlarlar ve ondan kötü bir şekilde intikam almaya kalkarlar. Veya kötü, aciz, aşağılık olduklarını kabullenirler ki, bu da çok zararlı sonuçlar doğurur. İçe kapanıklık, yeteneği ölçüsünde başarı elde edememe bu konuda ilk akla gelendir.
 Kız çocuklarında hayale dalma zevki daha fazladır. Dinleme zevki, süsleme zevki, birini taklit etme zevki de bunlara eklenebilir. Kız çocuğunda bu zevkler 5 yaşına doğru görülmeye başlar.
Buna mukabil buluş (icat) zenginliği, yaratıcılık erkek çocuğunda daha ileridedir. Edison, Mozart, Liszt vd. gibi erkek çocuklar çok küçük yaşlarda buluşlar yapmış, eserler yaratmışlardır.
Kız çocuklarının oyunları daha sakindir. Erkek çocuğu şiddetli beden hareketlerine dayanan oyunları sever. Bu durum kız çocuklarının yazı ve resmi daha çabuk öğrenmelerinin bir sebebidir.
Erkek çocuğu daha ağır düşünür. Kız çocuğu sezgilerinin etkisiyle daha hızlı düşünür. Yani görüşleri daha hızlı olabilmektedir. Bu nedenle daha çabuk da hata yapmaları mümkündür.
Ancak kadın ve erkek arasındaki farklar aile hayatında yararlar sağlar ve bütünlük kazandırır.
Ortak olanda buluşunca hayatın anlamlanması da bu şifrede gizli değil midir zaten?



Çocuk hakları için okullara kamera yasağı

Çocuk hakları için okullara kamera yasağı

Velilerin internet üzerinden çocuklarını izlemelerine olanak veren sistemler, Milli Eğitim Bakanlığı talimatıyla kaldırılıyor. Talimat yazısında, kameraların çocukların kişiliğinin gelişmesini engellediğine, çocuk ve eğitmen haklarını ihlal ettiğine dikkat çekildi.

Milli Eğitim Bakanlığı, anaokullarında velilerin çocuklarını internet üzerinden kamerayla izlemesine olanak veren sistemleri yasakladı. Bakanlık kararında, kamera sisteminin "çocukların kişiliğini geliştirmesine engel teşkil ettiği" vurgulandı. Talim Terbiye Kurulu, kararı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) göndererek tüm anaokullarına duyurulmasını istendi.

Çocuk hakkı ihlali

SHÇEK’ten anaokullarına gönderilen yazıda da, anaokullarının kamera ve internet aracılığıyla izlenmesinin çocuk ve eğitmen haklarının ihlaline neden olduğu belirtildi. Yazıda, şöyle denildi: "Kamera sisteminin, çocukların mahremiyetine saygısızlık yapılmasına neden olduğu, okul öncesi eğitim kuruluşlarında eğitim etkinliklerinin kameralı sistemle izlenmesinin uygun olmayacağı, ancak, güvenlik amacıyla, öğretim etkinlikleri yapılan bölümlerin dışında kalan yerlerin kamera ile izlenebileceğine dair karar alınmıştır."

Sapkınlar gözetliyordu iddiası

Bazı kişilerin, çocukların özel kullanım alanlarını kendi çocuğu olmasa dahi izlediği, sapkın kişilerin buraları gözetlediği, yasaklama kararında bunun de etkili olduğu iddia edildi. Özel Okulöncesi Eğitim Kurumları Birliği Başkanı Nebahat Boğut, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: "Öğretmenden ve veliden onay alınmadan gözetlemeydi bu, izleme değildi. Bazı veliler, çocuğunu izlerken, ’Ben çocuğumu göremiyorum oradan kaldırın’ demeye başlamıştı. Çocuk konsantre olmuş, bir şekilde etkinliğe başlamış birden bire öğretmen çocuğa kalk oradan şuraya geç diyordu."

Uzmanlardan destek

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, velilerin internet üzerinden çocuklarını izlemelerine olanak veren kamera sistemlerinin kreş ve çocuk yuvalarından kaldırılması yolundaki talimatını, uzmanlar da olumlu karşıladı. Görüşler şöyle:

Ortam doğallığını kaybeder

Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ergin ve Çocuk Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bengi Semerci: "Çocukların görüntülerinin kaydedilmesi, çok tartışılan bir şey. Sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı değil, özel kreşlerde de çok tartışılıyor. Dünyada uygun görülmeyen bir sistem. Çocukların birbirleriyle, öğretmenleriyle ilişkileri açısından doğallığını yitiren bir ortam doğar. Ayrıca çok müdahaleci veliler sıkıntı yaratıyorlar. Bütün bunlar, çocukların edinmeleri gereken eğitim beklentilerimizi olumsuz etkiliyor."

Uzm. Psikolog Alanur Özalp: "Çocukları ailelerin dışında izleyenler, kötü niyetli kişiler olabilir. Bunları kontrol etmek kolay olmadığı için kaldırıldığını düşünüyorum. Ayrıca yetişkin ya da çocuk olsun bir kişinin izni olmadan izlenmemesi gerekiyor. Belki çocuklar kendilerini kaptıracaklar oynayacaklar. Öğretmenler de kontrol edildiklerini, izlendiklerini düşünecekler, tedirgin olacaklar. Bu uygulamanın terkedilmesi iyi olmuş. Orada bir kamera olur. Okul müdürü zaman zaman derslere ilişkin bakabilir. Veli sorduğunda sınıf içinde çocuğu gösterilebilir."

Yasadışı gözetleme

Özel Okulöncesi Eğitim Kurumları Birliği Başkanı Nebahat Boğut: "Türkiye’de yaklaşık 2 bin 500 kreş ve gündüz bakım evi ile anaokulu var. Yaklaşık bin 800’ü SHÇEK, diğerleri Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı. Kurumlar, reklam amacıyla okullara kameralar koydular ve ’Bizi, çocuklarınızı seyredin’ dediler. Ancak bu yasal ve hukuksal değil. Bu, öğretmenden ve veliden onay alınmadan yapılan gözetlemeydi, izleme değil. Sistem bizi, velilerin kölesi haline getirdi. Özgür eğitim sona erdi, çocuklar mutsuz oldu. 5 yıldır süren bu uygulama zarar vermeye başladı."

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10905315.asp

10 Temmuz 2014 Perşembe

Çocuğunuz Altını mı Islatıyor?

 
Çocuğunuz Altını mı Islatıyor?
Çocuklar genellikle 18-24 aylar arası tuvalet eğitimi almaya hazırdır. Gelişimi normal olan çocukların bir çoğu 2-3 yaş döneminde tuvalet gereksinimini haber verir, ancak bu yaşlarda organları üzerinde tam kontrol sağlayamadıkları için zaman zaman altlarını ıslatabilirler. Alt ıslatma ya da tıbbi adı ile enürezis, beş yaşını geçmiş ya da eşdeğer gelişim düzeyine ulaşmış çocuğun geceleri yatağını ya da gündüzleri giysilerini ıslatması sorunudur. Alt ıslatmanın bir sorun olarak değerlendirilebilmesi için bunun ardışık üç ay boyunca haftada en az iki kez görülmesi gerekmektedir. Bu davranış sadece bir maddenin (örneğin idrar söktürücüler) ya da genel bir tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı ise bu tanı konulamaz.
Alt ıslatmaya neden olan ve tanı konulmadan önce araştırılması gereken hastalıklar: Bu hastalıkların varlığını tespit edebilmek için çocuk psikiyatristinizden önce çocuk hastalıkları hekiminize başvurmanız gerekmektedir.
• Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)
• Diabetes Insipitus I (Sık idrar çıkma ile kendini gösteren bir hastalıktır)
• Hipertiroidi (Tiroid bezinin aşırı çalışmasıdır)
• Kronik Böbrek Hastalığı
• Epilepsi (Halk arasında sara nöbetleri olarak da bilinir)
• Diüretik (İdrar söktürücü) ya da lityum kullanımı
• İdrar Yolu Enfeksiyonları
• Kabızlık
• Anatomik Sorunlar
• Uygunsuz ADH Sendromu (İdrar miktarını azaltan hormonun uygunsuz salınımı)

NEDEN OLUR?
1- Merkezi Sinir Sisteminin Gelişmesinde Gecikme
Sebebi tam olarak bilinmemesine rağmen alt ıslatan çocuklarda merkezi sinir sisteminin gelişiminde aksaklıkların olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Fizik muayenelerde de boy kısalığı, motor gelişim geriliği, dil gelişimi geriliği, kemik yaşının küçük olması gibi bulgulara sıklıkla rastlanır. Çocuğun yaşının ilerlemesiyle sorunun ortadan kalkmasının da bunun bir kanıtı olduğu belirtilmektedir.
2- Genetik Nedenler
Ailede hem anne hem babada çocukken alt ıslatma öyküsü varken, çocukta alt ıslatma görülme sıklığı yaklaşık %75 olarak bulunmuştur. Tek ebeveynin çocukluğunda böyle bir hikaye varsa bu oran %40- 50 civarındandır. Tek yumurta ikizlerinde de ikisinde birlikte alt ıslatma sorunu ikiz olmayan kardeşlerden daha sık görülmektedir. Alt ıslatma sorunu olan çocukların ikinci dereceden akrabalarında da alt ıslatma öyküsü oldukça yaygındır. Genetik araştırmalar sonucu bu soruna neden olabilecek çeşitli gen bölgeleri bulunmuştur.
3- İdrar tutucu hormonun salınımında ritmik bozulmanın olması
Böbreklerden su atılımını düzenleyen "Antidiüretik hormon" adı verilen hormonlar sağlıklı bireylerde geceleri daha çok salınırlar. Böylece idrar torbasının geceleri gündüz dolduğu kadar dolması engellenir. Bu nedenle alt ıslatmalar geceleri görülmez. Yapılan çalışmalarda gösterilmiştir ki, alt ıslatma sorunu olan çocuklarda bu hormon geceleri daha fazla salınmamaktadır. Gündüz olduğu gibi az salınan bu hormonlar nedeniyle idrar torbası daha hızlı dolmakta ve çocuk altına kaçırmaktadır.
4- Psikososyal Stresle ilgili nedenler
Bunlardan bazıları:
-Çocuk eve bir kardeşin gelmesiyle bu yeni duruma uyum sağlamakta güçlük çeker, endişe anneyi kaybetme korkusu, artık sevilmeyeceği hisleriyle bocalar. Bu süreçte yeni gelen bebeğe gösterilen ilgiyi kıskanır ve bu duygular alt ıslatmaya sebep olabilir.
-Bu yaş çocuğu irade kavramını öğrenmeye başlar. Hangi kıyafeti giyeceğine, ne zaman tuvalete gideceğine, hangi oyuncağı ile oynayacağına kendisi karar vererek iradesi gelişir. Fakat bu dönemde aşırı temiz, titiz ve düzenli anneler, çocuklarına tuvalet eğitimini sert verebilirler. Çocuk tuvaleti gelmeden tuvalete gitmeye zorlanabilir. Tuvalete gitmek onun için korku dolu bir deneyim olmaya başlar. Bunu kendi iradesi ile istemeyen çocuk artık orayı sevmeyecektir. Bu nedenle de gece alt ıslatmalar görülebilmektedir.
-Aşırı koruyucu, kollayıcı ve çocuğun her istediğinin yapıldığı ailelerde de çocuk, tuvaletini uygun yere yapmayı öğrenemeyecek ve bebeksi kalmaya çabalayacaktır.
-Olumsuz ve yetersiz anne-çocuk ilişkisi, ebeveynlerde ruhsal sorunların olması, stresli yaşam olayları (kayıplar, ev değişiklikleri gibi) da çocuktaki ruhsal dengeyi bozacağından bu durum kendini alt ıslatma ile gösterebilir.
Uzun yıllar alt ıslatması olan çocukların derin uykularının olduğu tuvaletinin gelmesi hissiyle uyanamadığı bu nedenle alt ıslatmaların olduğu düşünülmüştür. Fakat son yıllarda yapılan çalışmalarda alt ıslatması olan ve olmayan çocuklar arasında uyku derinliği yönünden bir fark bulunamamıştır. Fakat bademcikleri ile ilgili sorunu olan ve bu nedenle ağzı açık uyuyan çocuklarda uyku kalitesi etkilendiği için alt ıslatmaların daha sık görüldüğü de belirlenmiştir.
Alt ıslatmaya neden olduğu düşünülen daha pek çok durum vardır. Fakat alt ıslatma sebeplerinin tümünün arasında genetik yatkınlık en çok üzerinde durulan ve etkisi gösterilmiş etkendir.
TEDAVİSİ NEDİR?
Alt ıslatma sorununda uygulanan tedaviler şunlardır:
o    Davranışsal uygulamalar: 
-Ebeveyn eğitimi
-Çocuklara uygulanan davranışçı teknikler
-Geç saatte alınan sıvı miktarının azaltılması ve özellikle uyku saatinden önce uyku kalitesini bozacak içeceklerin içilmemesi.
-Gece uyandırma alıştırmaları: Burada amaç idrar torbasını boşaltmak değil çocuğun tuvaletinin gelme hissi ile uyanması arasında bir bağ oluşturarak kendi kendine uyanmasını sağlamaktır. Bu nedenle geceleri çocuğu tuvalete götürmek için birden çok kaldırmak gereksizdir. Bununla birlikte çocuğun tam olarak uyanması sağlanmalıdır. Gece biberonla uykuya geçmek de gece altını ıslatmaları artıracağından yatmadan önce süt içirmek yerine yemek sonrası sütlü takviyeler önerilir.
-İdrar torbası egzersizleri: İşemeler arasındaki sürenin yavaş yavaş artırılması amaçlanır, idrar yaparken kasların kasılıp gevşemesi gibi egzersizler yapılarak kas gelişimi artırılmaya çalışılır.
o    Alarm cihazları
Çocuğun altını ıslatması sonrasında alarm veya titreşimle uyandırılması için kullanılan cihazlardır. Ülkemizde pek çok farklı tipi mevcuttur. Klasik koşullanma yoluyla çocuğun uyanması sağlanır. Başarı oranı yüksek olmakla birlikte cihaz çıkarıldıktan sonra nüks oranı çok fazladır.
o    Psikoterapi
Alt ıslatmaya sebep olan psikososyal faktörler varsa bu durumun çocukta yarattığı ruhsal sorunların üstesinden gelinmesi için doktorunuz uygun görürse bireysel terapi, oyun terapisi veya aile terapisi önerilebilir.
o    İlaç tedavileri
Alt ıslatma tedavisinde ilaç, çocuğun bu durumuna psikosoyal bir durum eşlik etmekteyse; çocukta kaygı bozukluğu, depresyon gibi hastalıklar varsa tercih edilir. Alt ıslatma sorununda kullanılabilen birçok farklı ilaç tedavisi bulunmaktadır. Bu ilaçlar çocuğun ruhsal durumunu düzelterek, idrar torbasının kapasitesini genişleterek, uyku derinliğini azaltarak ve idrar salınımını azaltan hormonları artırarak etkili olurlar. Toplumda yaygın olarak dile getirilen bu ilaçların kısırlık yaptığı, beyne zarar verdiği, çocuğun gelişimini etkilediği ve bağımlılık yaptığı söylentileri asılsızdır.
 
Evde Neler Yapılabilir?
Gece alt ıslatmaları her yıl %10-20 spontan remisyon gösterir. Ek ruhsal-fiziksel bozukluk kötü gidişin göstergeleridir. Bu nedenle destekleyici olunmalıdır. Utandırmak, bağırmak, dışlamak, cezalandırmak kendiliğinden düzelme olasılığı çok yüksek olan bir soruna faydadan çok zarar verecektir. Bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum olmadığı bilinmelidir. Sorunu çözmek için baskıcı ve aşırı disiplinli tutumlardan kaçınmak gerekir. Azarlama, çocukla aranızda bir iletişimsizliğin doğmasına veya çocuğunuzun kendisini kötü ve başarısız hissetmesine yol açar ki bunlar da tuvalet eğitimini kolaylaştırmak yerine daha da zora sokar. Tuvalet eğitimi uygularken çocuk idrar tuttuğu zamanlarda ödüllendirilmeli, idrarını kaçırdığında ise asla ağır bir şekilde cezalandırılmamalıdır. Çocukla konuşarak durumunun geçici olduğu çocuğa anlatılmalıdır. Çocuk başarılı olacağı etkinliklere sevk edilmelidir.
Altını ıslattığı zamanlarda hemen altı değiştirilmeli ve temizlikten haz alması sağlanmalıdır. Çocuğunuz altına kaçırdığında ıslak çamaşırlarını değiştirmesine sakin bir şekilde yardımcı olun. Gece yatağı ıslatıyorsa altını temizleyin, çarşafları değiştirin ve yeniden yatağına koyun.
Çocuğun bu durumunu kardeşleri dahil başkalarıyla onun yanında paylaşmaktan, alaycı ve küçümseyici tavırlardan, altını ıslatma davranışı için çocuğu cezalandırmaktan, bu davranış nedeniyle ortaya çıkan sorunlardan şikayet etmekten, bu davranışı olmayan çocuklarla çocuğu kıyaslamaktan kaçınmaları gerekir.
Tuvalet eğitiminde ne aşırı katı ve baskılı ne de aşırı hoşgörülü ve disiplinsiz olunmalıdır.
Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.
 


16 Temmuz 2012 Pazartesi

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN ÖNEMLİDİR ?



OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN ÖNEMLİDİR ?

        Çünkü, 3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır, 6 yaşına kadar bir profesörden 2 kat hızlıdır (Rethinking the brain 1997). Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir ve okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65’i liseyi, % 45’i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir. Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar. 

BİR OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KURUMUNU SEÇERKEN;

1. ÖN BİLGİ TOPLANMASI
     Telefonla, yaş grupları, çalışma saatleri, tatiller, ruhsat, servis ve adres bilgilerini alın. Ancak, randevulu ya da akşam ve hafta sonu ziyaretlerinden kaçının.İlk ziyaretinizi, yanınızda çocuğunuz olmadan ve sabah saatlerinde gerçekleştirin. Çocuğunuzu ancak karar verdikten sonra götürün.Evinize olabildiğince yakın yuvaları tercih edin. Serviste geçireceği sürenin 15-30 dakika arasında olmasına dikkat edin. 0-2 yaş döneminde servis kullanmayın. 

2. DIŞ MEKAN
      İlk görünüşün temiz ve bakımlı, genel sağlık kurallarına uygun (sınıf ve bahçe, eşya ile oyuncaklarının, çocuk yaş ve boylarına uyumlu) olması beklenir. Bahçenin güvenilir ve kontrol altında olması gerekmektedir. 

3. BİNANIN GENEL KOŞULLARI
      Binada yangın merdiveni, söndürücüler ve alarm sistemi bulunmalıdır.Çocukların ortak kullanım alanı olan tuvaletler, temiz ve hijyen kurallarına uygun olmalı, sıvı sabun ve kağıt havlu kullanılmalıdır.Mutfağın temiz, düzenli ve sağlık kurallarına uygun olması beklenmelidir. 

4. YÖNETİCİ VE PERSONEL BİLGİLERİ
      Yönetici: Yöneticinin eğitimini ve mesleki tecrübelerini sorun. Üniversitelerin okul öncesi çocuk gelişimi ve eğitimi, sosyal hizmet uzmanlığı, çocuk psikolojisi ve pedagoji bölümlerinden birisinden mezun olmaları gerekmektedir. Ruhsat: Kurumun ruhsatı (Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ya da Milli Eğitim Müdürlüğü’nden alınan yasal çalışma belgesi) olup olmadığını kontrol edin. Görebileceğiniz bir yerde asılı değilse görmek isteyin. Grup Sorumlusu (Öğretmen): Bu kişilerin okul öncesi çocuk gelişimi eğitmenliği (meslek lisesi ya da 2 yıllık yüksek okul) mezunu olmaları gerekmektedir. 

5. İÇ MEKANLAR
      İlk etkide, kendinize ve duyularınıza güvenin. Neşeli sesleri, güzel kokan, aydınlık, tertipli ve sıcak bir ortamı hedefleyin.İç ortamlarda, çocuğunuzun gelişimini destekleyecek yeterli sayıda araç-gereç olmalı, bunlar çocuğunuzla aynı mekan (sınıf) içerisinde ve istediğinde ulaşabileceği konumda bulunmalıdır.Sınıf içerisinde, oyunlar ve aktiviteler için tanımlı, ayrılmış bölümler olmalıdır. Bunlar, kitaplık, el becerisi (manipülasyon), bloklar, fen, sanat, hayal (sosyo-drama, evcilik), su-kum çalışması bölümleridir.Araç-gereçlerin çocuk sayısına yeterli, gelişim düzeyine uygun, bakımlı (temiz, kırıksız, eksiksiz) ve düzenli olmasına dikkat edin. (Çocuklar o anda oynadığı için mekandaki dağınıklık önemsenmemelidir.)Çocukların kişisel eşyaları için ayrılmış ve etiketli dolapları olmalıdır. 

6. ÖĞRETMEN / ÇOCUK ORANI
      Araştırmalar, öğretmen, çocuk oranının ve grup büyüklüklerinin çocuk gelişimine önemli etkisi olduğunu kanıtlamıştır.Uluslararası standartlara göre bu oranlar: 24-36 ay 1 öğretmen / 5- 7 çocuk 3 yaş 1 öğretmen / 7-10 çocuk 4-5 yaş 1 öğretmen / 8-10 çocuk 6 yaş 1 öğretmen / 10-12 çocuk biçimindedir. Daha fazla sayılarda çocuk olması durumunda bir yardımcı öğretmen ya da 2. bir grup sorumlusu ile çalışılması uygundur. 0-2 yaş grubunda bulunan çocukların, diğer yaş grupları ile karma yapılmaması gerekmektedir. 

7. İŞLEYİŞ
      Kurumun bir felsefesi ve uyguladığı yazılı bir sistemi olması gerekmektedir. Bu felsefenin sizin görüş ve beklentilerinize uygunluğu önemlidir.Kurumun kapısı size sürekli açık olmalıdır. Kendinizin ve çocuğunuzun gereksinimleri doğrultusunda, her zaman kurumu, sınıfı ziyaret edebilmelisiniz ve bu belirli gün ve saatlerle sınırlandırılmış olmamalıdır. 0-6 yaş grubunun öğrenme sistemi, somut, aktif, keşfe ve deneye dayalıdır. Akademik ve çocukları zorlayacak yaklaşımlardan ve beklentilerden kaçınılmalıdır.Günlük plan, çocukların, küçük kas-büyük kas, zihinsel, bilişsel ve sosyal gelişimine ait çalışmaların tümünü birden ve dengeli olarak içermelidir.Çocuklara günlük işleyişte bireysel davranabilme ortamı mutlaka sağlanmalı ve tüm aktiviteler için seçme hakkı tanınmalıdır. Çocukların sosyal yaşam biçimlerinin ve toplumsal kurallarının oluşabilmesi-gelişebilmesi için, pozitif ve destekleyici davranılmalı, kırıcı, örseleyici davranışlardan kaçınılmalıdır. 

8. EĞİTİM PLANI (MÜFREDAT)
      Eğitim planı, çocukların bireysel gelişimleri, ilgi alanları ve gereksinimleri gözönüne alınarak hazırlanmış, çocuk gelişimi ilkelerine ve öğrenme biçimlerine bağlı, yazılı metinlerin işleyişinden oluşmalıdır. Öğrenme ortamı ve aktiviteler, bu programın felsefesine ve hedeflerine uygun olarak düzenlenmelidir. Öğretmenler, çocukları izleyerek, gözlemleyerek -kesinlikle test yöntemlerine başvurmaksızın- her bir çocuk için amaca ulaşılıp ulaşılmadığını değerlendirirler.Bu değerlendirmelerin sonuçlarını aileler ile paylaşırlar. 

9. BESLENME
      Yemek listeleri, düzenli beslenme ilkelerine uygun ve yeterli miktarda olmalı, her ay ailelere gönderilmelidir. Yemek masaları, sandalyeleri ve diğer ekipmanlar çocukların yaş ve boylarına, özelliklerine uygun olmalıdır.Yemek saatlerinin bir sosyalleşme süreci olduğu düşünülerek, en az bir yetişkin çocuklarla aynı masayı paylaşmalıdır. 

10. İLETİŞİM
      Öğretmen - Çocuk İletişimi: Öğretmenler çocuklarla iletişim kurarken göz seviyesinde bulunmalı, konuşma biçimleri sıcak ve sevecen olmalıdır. Öğretmenler çocukların gereksinimlerini anında yanıtlamalı, çocukların sınıf içi davranışlarında rahat, canlı ve neşeli oldukları gözlenmelidir. Öğretmen - Veli İletişimi: Öğretmenler, günlük olarak çocukların beslenme ve sağlık konularında, fiziksel ve ruhsal değişikliklerinde ailelere sözlü veya yazılı olarak bilgi aktarmalıdırlar. Ayrıca periyodik değerlendirme yapılarak, aileye gelişim düzeyi aktarılmalıdır. Kurum - Veli İletişimi: Okul ve aile işbirliği içerisinde, çocuğun gelişimini olumlu yönde desteklemeli, yaşanan problemlerde birlikte çözüm üretebilmelidirler. Aileler, eğitim planı, işleyiş, program ve çocukları etkileyebilecek değişikliklerden kurum tarafından düzenli haberdar edilmelidirler. 

11. FİYATLANDIRMA
      Uygulanan fiyatı, geçerlilik süresini, ödeme koşullarını ve tahmini artış oranını öğrenin. Fiyatı tek başına bir özellik olarak değil, uygulanan sistemle birlikte değerlendirin ve arayışlarınızda bu dengeyi gözden kaçırmayın. 

ÇOCUĞUM HAZIR MI?
      Çocuğun okul öncesi eğitim kurumuna başlamasını belirleyen standart bir yaş yoktur. Sizin gereksinimleriniz ve çocuğunuzun fiziksel, psikolojik özellikleri göz önüne alınarak uygun dönem belirlenmelidir. 2. yaşla birlikte başlayan anneden ayrılma süreci, tuvalet eğitimi, kendi gereksinimlerini karşılama ve bunları ifade edebilme becerisi sizin için bir referans teşkil edebilir. Sizin, çocuğunuzun evde geçirdiği sürenin verimsiz ve yetersiz olduğunu hissetmeniz ya da kendisinin oyun, arkadaş gibi isteklerini dile getirmesi de önemli bir etkendir. 

UYUM SÜRECİNİ YAŞARKEN
      Çocuğunuzda neleri gözlemleyebilirsiniz? Çocuğunuzun yuva yaşantısına geçişini izlerken, kendinizin okula, iş yaşantısına, araba kullanmaya vb. ilk başladığınız günleri düşünün. Uyum sürecinin çok hızlı ve başarılı olmasını beklemeyin. Çocuğun yaşı ve yapısına bağlı olarak bu süre 4-6 hafta arasında, hatta bazen daha uzun bir zaman alabilir. Bu süreç içerisinde, ağlama, karın-baş ağrıları, kusma, alta kaçırma, genel isteksizlik görülebilir. 

SİZE DÜŞEN NEDİR ?
      Öncelikle kararlı olun ve verdiğiniz karara inanın. İlk günlerde çocuğunuzla yuvada zaman geçirmeye hazırlıklı olun. Çocuğunuza dürüst davranın, gidiş nedeninizi, dönüş zamanınızı belirtin. Verdiğiniz söz ve saatlere kesinlikle uyun. Çocuğunuzdan vedalaşarak ayrılın. Bunun çocuğunuzun size olan güveni açısından çok önemli olduğunu unutmayın.Yuva yaşamının, çocukların yaşantısının doğal bir parçası olduğunu O'na vurgulayın. Çocuğunuzun günlük yaşantısını sizinle paylaşmasını beklemeyin. O'na örnek olarak zaman içerisinde size aktarmasını sağlayabilirsiniz. (Ben bugün alışverişe gittim, öğle yemeğinde salata yedim, ya sen?) Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerine doğrudan karışmayın. Çözüm yolları önererek, örnekler vererek yardımcı olabilirsiniz. Uyum süreci çok sancılı geçiyor ve/veya çok uzuyorsa, bu durumun çocuğunuzun kişiliğinden mi, yoksa ortam, sistem ve kişilerden mi kaynaklandığını mutlaka araştırın.


http://www.renkliruyalar.com

8 Mart 2012 Perşembe

Alt Islatmayla Başetmek


Çocuğunuz 2 yaş civarında bezden kurtulup tuvaletini söylemeye başladıktan bir süre sonra yeniden alt ıslatmaya başladığında, ortada bir sorun var demektir. Aslında, 4-5 yaşlarına kadar çocuklar ara ara geceleri alt ıslatabilir. Bu normaldir. Kasların yeterliliğe ulaşmasıyla ilgili bir durumdur. Peki ya daha ileriki yaşlarda da olursa? O zaman bir sorun var diye düşünmeliyiz.

Sevgili ebeveynler; tuvalet eğitimini alması gereken yaşı (2-3 yaşlar) geçmiş çocuklarınızı önlem olarak sonradan yeniden bezlemeye kalkışırsanız, çocuğunuzdan size yönelik haklı bir dirençle karşılaşacaksınız. Bezlenmeye dair bu utancı hiçe sayamayız.

Eğer alt ıslatmaya neden olarak çocukta herhangi bir fiziksel bulgu yoksa, “psikotepi” yöntemi, alt ıslatmayı bitirmede en sağlıklı ve etkili yöntemdir. Psikotepi, çocuğu sorunu çözmede etkin kılan ve utanma duygusu yaşatmayan en uygun yoldur. Üstelik, sorunu çözen bir yol!

Alt bezlemek, zaten başkaca etkin bir yöntem bulamamış/bilmeyen ebeveynler tarafından yıllardır uygulanıyor. Bu bir çözüm yolu olmadığı için sonuç alınamıyor… Ne kadar daha devam edeceğini çocuk da ebeveyn de bilmiyor. Psikotepide, bu sorunu çözerken ilk adım olarak ebeveynlere eğer bezliyorlarsa, çocuklarını bezlemeyi bırakmalarını söyleriz.

Sevgili ebeveynler; çocuklar önce alt ıslatmayı bırakıp sonra da bezden kurtulmazlar. Süreç bunun tersidir. Bezlenme bırakılıp, alt ıslatmayla ilgi çalışmalara psikologla başlanabilir. Belirsizliklere ve çocuğunuzun büyük yaşlarında bezlenme çilesine son vermek için lütfen bir psikoloğa başvurunuz.

Akran Çocuklar Arasındaki Şiddet

Okulda şiddet davranışları gösteren çocukların bu davranışları, diğer arkadaşları ve öğretmenler için sıkıntı kaynağı olabiliyor. Çocuğun bu davranışları sonucunda yetişkinlerle iletişimi iyice kötüye giderken, lideri olduğu bir hayran kitlesi de edinebiliyor akranları arasında. Kendi sosyal çevresinde elde ettiği bu saygınlık, çocuk için değerli oluyor.

Şiddet davranışının ortaya çıkmasında aile ortamının etkisi büyük oluyor. Evde şiddet türlerine maruz kalan çocuklar, kendilerine uygulananları, okul ortamında diğerlerine uyguluyor. Böylelikle evde hissedemediği “güçlü olma” ve “saygı görme” algısını, bu şekilde yaşamaya çalışıyor. Benzer biçimde, anne ve babayla kaliteli zaman geçiremeyen çocuklar şiddet yoluyla sıkıntılarını dışa vururlar. Bilgisayarda şiddet oyunlarına uzun zaman ayıran, şiddet içerikli programları izleyen çocuklar, bunları gerçek hayatlarına yansıtırlar.

Şiddet uygulayan çocuklar genellikle sıkıntılarını başka türlü nasıl gidereceklerini bilmeyen çocuklardır. Evde de benzer davranışlara maruz kaldıkları yada şahit olduklarından, öfkelenen kişinin kendinden daha zayıf olana vurabileceği, küfredebileceği gibi bir bilgiyi öğrenirler. Dolayısıyla onlara göre dayak, “hak edilebilir” bir şeydir. “Dayağın meşru bir nedeni vardır” algısına sahiptirler.
Tüm bu bilgilerden yola çıkarak şiddet davranışının doğuştan değil; sonradan öğrenilen bir olgu olduğunu net bir biçimde söyleyebiliriz.
Okul içerisinde arkadaşlarına vuran, inciten çocukların az da olsa yaptığı olumlu davranışlar okuldaki eğitimcilerin gözünden kaçabiliyor. Çocukları yaptıkları zararlı davranışların sonuçlarıyla yüzleştirmenin yanı sıra olumlu davranışlarına da vurgu yaparak ödüllendirmek – ki övmek de bir ödüllendirme biçimdir- çocuğun değerli olduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Çocuk, yetişkinlerden aldığı pozitif geri bildirimleri kaybetmemek için çabalamaya başlayacaktır.
Çocuğu cezalandırırken “yaptığı davranış”ın doğru olmadığını söylemek daha sağlıklıdır. Çocuğu, bir kişilik özelliğiymiş gibi yaptığı davranıştan dolayı etiketlemek ise davranışının iyileşmesini sağlamaz. Davranışın  kötüye gitmesine neden olur. Çünkü çocuk eğer “yaramaz” yada “beceriksiz” etiketlerini yetişkinlerden duyarsa, öyle olduğuna inanır. Bu etiketlendirmeler çocukta değişemeyeceği algısı oluşturur. Bu durumda, istenmeyen davranışları sürecektir.  Şiddet gösteren çocukların aileleriyle de görüşerek ev içindeki ilişkiler hakkında bilgi edinmek ve ailelere tavsiyelerde bulunmak gerekebilir.

16 Eylül 2011 Cuma

Anaokuluna Başlarken

Yeni durumlar çocuklarda uyum sorunu yaratabilir. Okula yeni başlayan çocuk, ev ortamından veya anne- babadan ayrılma kaygısı yaşayabilir.
Okulun ilk günlerinde çocuğun ağlama, okula gitmek istememe, anne-babasından ayrılmamak, yanında kalmalarını istemek gibi davranışlar göstermesi doğaldır. Çünkü çocuk tüm kurallarını bildiği bir ortamdan, henüz hiç bir kuralını bilmediği, tanımadığı kişilerin bulunduğu bir ortama girmektedir. Çoğunlukla koruyucu ve aşırı hoşgörülü aile ortamından gelen çocuklarda bu kaygılar daha yoğun yaşanır. Bağımsız, kişiliği gelişmiş, güven duygusu pekişmiş çocukların okula uyumu daha kolay olur. Ancak çocuk okul ortamına alıştıktan ve öğretmenlerini tanıdıktan sonra kaygıları ortadan kalkar. Bazen de, ebeveyler çocuklarından ayrıldıkları için kendileri de suçluluk ve kaygı duyguları ile çocuğun okul korkusunu bilmeyerek de olsa artırırlar. Bu sinyalleri alan çocuk, daha sonra aldığı sinyalleri kolayca kullanarak, okula gitmemek için direnebilir.
Uyum sağlama aşaması boyunca çocuklarda gözlediğimiz tepki çeşitleri değişiklik gösterir.
•Bazı çocuklar okula gayet ilgili ve rahat başlar.
•Bazıları ilk üç gün ya da bir hafta ilgili ve istekli olur. Okul, onun için park gibidir. Ama sonra birazda annesi ile birlikte olmak ister. Sürekli okula gelmenin anlamını yeni kavrar ve tepki gösterir.
•Diğer bazıları ise en baştan itibaren anneden ayrılmak istemez. Sınıfa gelmesini, yanında olmasını, annesinin yedirmesini ister, ağlama gözlenir.
NASIL DAVRANMALI?
•Ailenin göstereceği kararlılık, sabır, okul öncesi eğitime ve başladığı eğitim kurumuna gösterdiği inanç ve güven çocuğun uyumunu kolaylaştırır.
•Çocuğun okul hakkındaki olumsuz düşüncelerini anlatmasına fırsat verilmeli, ancak okul hakkında sorgulanmamalıdır.
•Okul hakkında çocuğa açıklama yapmak ve okulu tanıtmak uyumu kolaylaştırır. Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğu anlatılmalı, ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla okulda bulduklarını karşılaştırdığında aradığını bulamayacak ve okula güveni kalmayacaktır.
•Veli, okul ve personel hakkındaki olumsuz duygu ve düşüncelerini çocuğun yanında konuşmamalı, idare ile iletişime geçmelidir.
•Çocuğun anaokulunu reddetmesi halinde, anne-baba, büyükanne veya büyükbaba gibi aileden birinin çocuktan yana tutum göstermesi, ona güç verir ve tepkisi büyür. Okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmeli ve aile bireyleri uyum içinde olmalıdır.

Çocuk okula birlikte geldiği ebeveyni yanında ağlıyor, onun gitmesine izin vermiyor olmasına rağmen; ebeveyni okuldan ayrıldıktan sonra ağlamayı bırakıp, faaliyetlere katılıyorsa; kaygılarını bitirmiş demektir.
Kaygıları bitmiş olmasına rağmen okula gelme veya geldikten sonra anne-babasının gitmesini engellemeye çalışan, direnç gösteren çocuklar için uygulanabilecek yöntemler ise;
*Çocuğu servise ya da okula “bağımlı olmadığı” ebeveyni tarafından getirin.
*Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı olun. Yakınmaya devam etse bile giyinmesine, servise binmesine, okula gitmesine ve yerleştirilmesine yardım edin. Sınıfa girmesi konusunda sakin ve kararlı davranın.
*Okula düzenli devam etmesi ve karşı çıkmaması karşılığında daha sonra verilmek üzere bir takım küçük ödüller sunun.
*Kaygıları hakkında konuşmaya teşvik edin. Ancak sorgulamayın. Duygularını anladığınızı hissettirin. Anlaşıldığını hissetmek çocuğu rahatlatır.
*Onu yatıştırın ve sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söyleyin.
*Ona kendisini alacağınız saati söyleyin ve bu saati geçirmeyin.
*Çocuğun yuvaya hazır olması kadar sizin çocuğunuzu yuvaya vermeye hazır olmanız da önemlidir. Çocuğu yuvaya verdiğiniz için yalnızlık, çaresizlik, suçluluk, kaygı, çocuğu kaybetme korkusu ve hatta öfke gibi duygular yaşıyorsanız onlarla yüzleşin.
Enerjinizi, bu duygularla baş etmek için harcayın. Siz gözleriniz yaşarmadan çocuğu yuvaya bırakabildiğiniz zaman, çocuğun da bu ayrılıkla başa çıkabildiğini göreceksiniz.