Sayfamızı Takip Edin

Sayfamızı Takip Edin

Sayfamızı Takip Edin

8 Mart 2012 Perşembe

Alt Islatmayla Başetmek


Çocuğunuz 2 yaş civarında bezden kurtulup tuvaletini söylemeye başladıktan bir süre sonra yeniden alt ıslatmaya başladığında, ortada bir sorun var demektir. Aslında, 4-5 yaşlarına kadar çocuklar ara ara geceleri alt ıslatabilir. Bu normaldir. Kasların yeterliliğe ulaşmasıyla ilgili bir durumdur. Peki ya daha ileriki yaşlarda da olursa? O zaman bir sorun var diye düşünmeliyiz.

Sevgili ebeveynler; tuvalet eğitimini alması gereken yaşı (2-3 yaşlar) geçmiş çocuklarınızı önlem olarak sonradan yeniden bezlemeye kalkışırsanız, çocuğunuzdan size yönelik haklı bir dirençle karşılaşacaksınız. Bezlenmeye dair bu utancı hiçe sayamayız.

Eğer alt ıslatmaya neden olarak çocukta herhangi bir fiziksel bulgu yoksa, “psikotepi” yöntemi, alt ıslatmayı bitirmede en sağlıklı ve etkili yöntemdir. Psikotepi, çocuğu sorunu çözmede etkin kılan ve utanma duygusu yaşatmayan en uygun yoldur. Üstelik, sorunu çözen bir yol!

Alt bezlemek, zaten başkaca etkin bir yöntem bulamamış/bilmeyen ebeveynler tarafından yıllardır uygulanıyor. Bu bir çözüm yolu olmadığı için sonuç alınamıyor… Ne kadar daha devam edeceğini çocuk da ebeveyn de bilmiyor. Psikotepide, bu sorunu çözerken ilk adım olarak ebeveynlere eğer bezliyorlarsa, çocuklarını bezlemeyi bırakmalarını söyleriz.

Sevgili ebeveynler; çocuklar önce alt ıslatmayı bırakıp sonra da bezden kurtulmazlar. Süreç bunun tersidir. Bezlenme bırakılıp, alt ıslatmayla ilgi çalışmalara psikologla başlanabilir. Belirsizliklere ve çocuğunuzun büyük yaşlarında bezlenme çilesine son vermek için lütfen bir psikoloğa başvurunuz.

Akran Çocuklar Arasındaki Şiddet

Okulda şiddet davranışları gösteren çocukların bu davranışları, diğer arkadaşları ve öğretmenler için sıkıntı kaynağı olabiliyor. Çocuğun bu davranışları sonucunda yetişkinlerle iletişimi iyice kötüye giderken, lideri olduğu bir hayran kitlesi de edinebiliyor akranları arasında. Kendi sosyal çevresinde elde ettiği bu saygınlık, çocuk için değerli oluyor.

Şiddet davranışının ortaya çıkmasında aile ortamının etkisi büyük oluyor. Evde şiddet türlerine maruz kalan çocuklar, kendilerine uygulananları, okul ortamında diğerlerine uyguluyor. Böylelikle evde hissedemediği “güçlü olma” ve “saygı görme” algısını, bu şekilde yaşamaya çalışıyor. Benzer biçimde, anne ve babayla kaliteli zaman geçiremeyen çocuklar şiddet yoluyla sıkıntılarını dışa vururlar. Bilgisayarda şiddet oyunlarına uzun zaman ayıran, şiddet içerikli programları izleyen çocuklar, bunları gerçek hayatlarına yansıtırlar.

Şiddet uygulayan çocuklar genellikle sıkıntılarını başka türlü nasıl gidereceklerini bilmeyen çocuklardır. Evde de benzer davranışlara maruz kaldıkları yada şahit olduklarından, öfkelenen kişinin kendinden daha zayıf olana vurabileceği, küfredebileceği gibi bir bilgiyi öğrenirler. Dolayısıyla onlara göre dayak, “hak edilebilir” bir şeydir. “Dayağın meşru bir nedeni vardır” algısına sahiptirler.
Tüm bu bilgilerden yola çıkarak şiddet davranışının doğuştan değil; sonradan öğrenilen bir olgu olduğunu net bir biçimde söyleyebiliriz.
Okul içerisinde arkadaşlarına vuran, inciten çocukların az da olsa yaptığı olumlu davranışlar okuldaki eğitimcilerin gözünden kaçabiliyor. Çocukları yaptıkları zararlı davranışların sonuçlarıyla yüzleştirmenin yanı sıra olumlu davranışlarına da vurgu yaparak ödüllendirmek – ki övmek de bir ödüllendirme biçimdir- çocuğun değerli olduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Çocuk, yetişkinlerden aldığı pozitif geri bildirimleri kaybetmemek için çabalamaya başlayacaktır.
Çocuğu cezalandırırken “yaptığı davranış”ın doğru olmadığını söylemek daha sağlıklıdır. Çocuğu, bir kişilik özelliğiymiş gibi yaptığı davranıştan dolayı etiketlemek ise davranışının iyileşmesini sağlamaz. Davranışın  kötüye gitmesine neden olur. Çünkü çocuk eğer “yaramaz” yada “beceriksiz” etiketlerini yetişkinlerden duyarsa, öyle olduğuna inanır. Bu etiketlendirmeler çocukta değişemeyeceği algısı oluşturur. Bu durumda, istenmeyen davranışları sürecektir.  Şiddet gösteren çocukların aileleriyle de görüşerek ev içindeki ilişkiler hakkında bilgi edinmek ve ailelere tavsiyelerde bulunmak gerekebilir.