13 Ağustos 2016 Cumartesi

Çocuklarda Saygı Eğitimi

Saygılı olmak iyi bir insanın taşıması gereken temel özelliklerden birisidir. Saygı insanın kendi kişiliği ile başkalarının kişiliğinin arasındaki sınırı bilip o sınırı aşmaması, kendi aleyhine dahi olsa başkasının hakkına, hukukuna özen göstermesidir. Her anne baba çocuklarının etrafa ve kendilerine karşı saygılı olmasını ister. Ancak saygının sınırının ne olduğu; kimlere, nereye kadar saygı gösterilmesi gerektiği konusunda bazı soru işaretleri olabilir.
Saygı ölçütleri kültürden kültüre farklılık gösterir. Bizim kültürümüzde yaşlılara saygı göstermek önemsenirken başka kültürlerde önemsenmeyebilir. Yine bizim kültürümüzde yardımlaşmak, ihtiyacı olanlara bağışta bulunmak çok önemlidir. Fakat örneğin Japonya’da yaşayan bir insana yardım etmek, para vermek onun kişiliğine yapılmış bir hakaret ve saygısızlık olarak kabul edilebilir. Saygı ölçütlerini bu kültürel farkları göz önüne alarak belirlemek gerekir.
Aynı kültürün içinde de ölçütlerde birtakım değişiklikler olabilir. Zaman içinde değer yargılarında değişmeler görülebilir. Örneğin itaat kültürü ve otoriteye gösterilen aşırı saygı kişinin özsaygısı aleyhine işlediği için bu konudaki ölçütleri yeniden düzenlemek gerekir.


Saygı Eğitiminde Yapılan Hatalar
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi kültürümüzde itaat ve büyüklere saygı önemli bir yer tutar. Sadece büyüklere değil, nefes alıp veren her şeye saygılı olmak elbette çok güzel bir davranıştır. Ancak bunu özsaygıyı önemsememe noktasına götürmek kendine güvensiz, girişimci olmayan, inisiyatif kullanamayan, değişimi sorgulamayan, zora talip olmayan, yeteneklerini geliştiremeyen insanlar ortaya çıkarır. Baskıcı kültürel özelliklerimiz nedeniyle ailede baba baskısı şeklinde başlayan bu sürece ilerleyen yıllarda toplum baskısı, koca baskısı, kayınvalide baskısı da eklenir ve kişi kendi özsaygısını kaybeder, kendisini bir çeşit paspas gibi görür. Kendi kişiliğinin sınırlarını bilemeyen, sadece kurallara uymak zorunda hisseden ama kuralları sorgulamayan bir insan ortaya çıkar.
Anne babalar kendi haklarına sahip çıkabilen, silik olmayan, kendine güvenen çocuklar yetiştirmek isterler. Ama hayatın içinde yaşanan olayları alıp incelediğimizde genellikle o anda sorunu çözmek için çocuğun kendine güvenini zedeleyeceği tavırlar takınıldığını görürüz. İnsanların çoğu başkalarını kırmamak, gücendirmemek için kendi çocuklarını kırar ve çoğu zaman bunun yanlış bir davranış olduğunu fark bile edemez.
Çocuklara saygı eğitimini hak duygusuyla birlikte vermeliyiz. Çocuk hem kendi hakkını talep etme, hak arama becerisini kazanmalı, hem de başkasının hakkına zarar vermeme bilincini benimsemelidir. Çocuğa körü körüne itaat alışkanlığı kazandırmak yerine doğru olana, hakka, akla uygun olana saygı alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuğun zihninde iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarının oluşması için ona kuralların nedenleri, gerekçeleri izah edilmelidir. Çocuk kurala anne babası öyle istediği için değil doğru olduğuna inandığı için uymalı, başka insanlara da bu motivasyondan hareketle saygı göstermelidir. Körü körüne uygulanan kurallarda neyin neden yapıldığı bilinmediği için tutarsızlıklar olacaktır. Aslolan çocukta kalıcı bir davranış değişikliği ve saygı bilinci geliştirmektir. Aksi halde çocuk sadece anne babasının yanında onların istediği gibi davranıp yalnızken canının istediğini yapabilir.
Çocuklarda saygı eğitiminde anne babaların tutumları çok önemlidir. Çocukların benmerkezci olduklarını biliyoruz. Benmerkezcilik, çocukların bencilce davranmalarına, hata yapmalarına neden olur. Çocuklar davranışlarının sonucunu düşünmeden hareket ederler. Kendilerini nasıl iyi hissederlerse öyle davranırlar. Çocuk için o anda korkunun gitmesi, incinme ihtimalinin ortadan kalkması, kendini daha iyi hissedebilmesi saygısız bir davranışta bulunması için yeterli nedendir. Davranışının iyi mi kötü mü olduğunu, uzun vadeli sonuçlarını düşünmez. O nedenle anne baba çocuğa doğru rehberlik yapma görevini yerine getirebilmelidir. Büyükler rehberlik rolünü doğru üstlenebilirlerse çocuk hayatı tanır; nerede, nasıl davranacağını öğrenir. Aileler saygısızlık, haksızlık yapan çocuğa mutlaka müdahale etmelidirler fakat bunu çocuğa konuyla ilgili farkındalık kazandırarak, yaptığının neden yanlış olduğunu anlatarak yapmalıdırlar. Çocuğun saygısızlık yapmayı bir yöntem haline getirmemesi, huy edinmemesi için çaba göstermek gerekir.
Aileler çocuğa saygının sınırlarını iyi çizmeli; nerede, ne yapılacağını öğretmelidir. Gülünecek yerde gülünecek, ağlanacak yerde ağlanacak, saygı gösterilecek yerde saygı gösterilecek gibi zaman kavramını iyi öğretmek gerekir. İnsanın kişilik gelişiminde sosyal sınırları çizebilmek çok önemlidir. 

Saygılı Davranarak Hakkını Aramak
Saygılı davranmayla hak arama arasındaki sınır önemlidir. Hak aramak illa ki zor kullanmak, şiddete başvurmak değildir. İyilik yapana iyilikle karşılık verilir. Kötülük yapana kötülük yapmak değil de haksızlık yapmamaya çalışmak, haksızlık yapmadan hatasını göstermek idealdir. Çocuğa sadece iyilere saygılı olmayı değil kötülük yapana haksızlık yapmama kaygısını da öğretmek gerekir.
Çocuklara haklarını ararken saygı sınırları içinde kalmayı öğretmek için anne babaların bu konuda da model olmaları gereklidir. Kavgacı bir ailede yetişen çocuk ister istemez bunun sorun çözmek için doğru yöntem olduğunu düşünür, öyle hareket eder. Nasıl ki aile içi ilişkilerde haklı olmak yetmiyor, haklı olanın kendisini doğru bir üslupla ifade etmesi gerekiyorsa aynı şekilde sosyal ilişkilerde de kullanılan yöntem önemlidir. İnsanların medeniyet ölçüsünü gösteren en önemli özellik doğru yöntemle hak arama bilinci ve hukuka saygı anlayışıdır. Hukukun geçerli olduğu toplumlarda haksızlığa uğrayan kişi, karşısındakinin boynuna sarılmaz. 

Hatayı Kabul Edebilmek
Günümüzde insanlar arasında yaygın olan bir tavır kişilerin haksız oldukları, hata yaptıkları durumlarda bunu kabul etmeme eğilimi göstermeleridir. Bu davranışın temelinde hata yapmanın insanın değerini azaltacağı düşüncesi yatmaktadır. Oysa ki hata yapmak çok doğal bir şeydir. Önemli olan insanın hatasını fark edip düzeltmesi ve aynı hatayı bir daha yapmamaya çalışmasıdır. Hiç kimsenin her durumda haklı olması mümkün değildir. Hatalı olduğu halde “ben hep haklıyım” duygusu içinde hareket eden insan çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır.
Bazı insanlar teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi zayıflık olarak görürler. Sürekli haklı olduklarını savunma çabası içindedir. Bu davranışın arkasındaki dinamiği araştırdığımızda şunu görürüz: Kendilerinde birtakım eksiklikler gören insanlar kontrolü başkalarına bırakmamak için sürekli haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Daima kendisinin haklı, başkalarının haksız olduğunu kanıtlamaya çalışan kendini beğenmiş kişiler kendilerini yalnızlığa mahkum ederler. Halbuki bir insanın hatasını kabul etmesi kendisine değer katar ve başkaları tarafından daha çok sevilmesini sağlar. Yetişkinlerin bu bilinçte olup hem kendi sosyal hayatlarında hem de aile içi ilişkilerinde özür dilemeyi bilmeleri ve bunu uygulamaları, çocuklarına doğru örnek olma bakımından önemlidir. Hatasını kabul etmek hem hak duygusuna uygun bir davranıştır, hem de kişiye duyulan saygıyı arttırır.

1 Aralık 2015 Salı

Okul Öncesi Dönem Çocuklarda Görülen Davranış Bozuklukları Nedenleri ve Tedavileri

Davranışların çevrenin etkisiyle oluştuğunu ileri sürenlerin görüşleri doğru olsaydı, o zaman aynı çevre koşullarında yetişenlerin bu denli geniş davranış örnekleri sergilemesi nasıl açıklanabilirdi? Her iki görüşü savunanlar insanların yaratıcı kapasitelerini göz ardı ediyor. Ayrıca anne-babalar belli yaşların, karakteristik davranışları ile ilgili bir sürü şey işitiyor “Tüm beş yaşındakiler böyle yapar!”, “Meraklanma, bir aşamadan geçiyor!”, “Zorlu bir dönemdir iki yaş!”, “Onun yaşındaki tüm kızlar...” gibi... Oysa bu kurallara uymayan pek çok örnek vardır. Örneğin; iş birliğine yanaşmayan bir çok çocuğun büyüdükçe bundan sıyrılacağına, bunu bir yaşam biçimi haline getirdikleri görülür.
Cinsiyet rollerine ilişkin kalıplaşmış düşünceler de davranışların değerlendirilmesinde bizi etkilemektedir. Örneğin; kızların iş birliğine yatkın, oğlanların ise asi ve tembel olduklarını baştan kabullenmişizdir. Kızlar annelerine yardım ettiklerinde ödüllendirilmiş, kabul görmüşlerdir. Oğlanların bu tür işleri üstlenmeleri söz konusu değildir. Böyle süregelen cinsiyet rollere ilişkin kalıplar, bize doğal gelmektedir. Bununla birlikte çocukların olumsuz, iş birliğine yanaşmayan ve asi davranışlarını da normal kabul ettiğimiz bir gerçektir. Bu olumsuz davranışları değiştirmek için fazla bir çaba göstermeyiz. Burada sorun, insan davranışlarını iyi kavrayamamamızdan ve etkili bir iletişimin kurallarını bilmememizden kaynaklanıyor. Öncelikle çocuklarımızın davranış bozukluklarında; yaşlara göre belli karakteristikler gösterme zorunluluğu olmadığını iyice bilmemiz gerekiyor.
Bu tür davranışları beklememeli ve onaylamamalıyız. Çocuklarının davranışlarını ya da davranış bozukluklarını iyi kavramış olan anne-babalar, çocuklarını olumlu yönde iyi etkilemede başarılı olacaktır.İnsanlar düşünen, karar veren, toplumsal varlıklar olup, hayattaki başlıca amaçları bir yere, bir şeye ait olmaktır. Hepimiz sürekli olarak önemli bir yere gelmeyi ve bu yeri korumaya çaba gösteririz. Bu çabalar sırasında da önemine inandığımız duygu ve davranışlarımızı seçeriz.
Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer. Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:
1-Yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Freud'un anal, Erikson'un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir.Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder. 3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister.Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir.Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle  bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.
2-Yoğunluk:Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme Şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.
3-Süreklilik:Çocuğun belirli bir davranış türünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.
4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.
GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
-Dikkat çekmek:Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.
-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:
-İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.
-Yetersizlik:Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.
Çocuklarda görülen uyum ve davranış bozuklukları aşağıdaki gibi sıralanabilir;

Altını ıslatma ( Enüresis ) ve dışkı kaçırma ( Enkoprasis ), Kekemelik, Parmak emme, Tırnak yeme, Fobiler ve korkular, Yeme bozuklukları ve iştahsızlık, Uyku bozuklukları, Mastürbasyon (kendi kendini tatmin etme), İçe kapanıklık, Çalma, Yalan söyleme, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite, Saldırganlık, Saç yolma,Uyur gezerlik, Bağımlılık, Aşırı inatçılık.

ÖZGÜVENİ YÜKSEK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK

ÖZGÜVENİ YÜKSEK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK
Oğlum Ahmet; evde kardeşi ve bizimle olan ilişkilerinde çok rahat bir çocuk, isteklerini kolaylıkla ifade edebiliyor. Ancak ev dışı ortamlarda, örneğin okulda, bir arkadaş toplantısında ya da bir başka evde çok farklı davranıyor, eğer ben yanındaysam yanımdan ayrılmak istemiyor, eteğime yapışıyor, diğer çocukların arasına karışması zaman alıyor. Diğer çocuklarla olan ilişkisini gözlemlediğimde, diğerleri ne derse onu yaptığını fark ediyorum. İstemediği bir şey olsa bile, sessizce uyum gösteriyor. Bir sorun yaşadığında örneğin kendi istediği bir şey olmadığında hemen yanıma koşuyor, oyuna tekrar katılmak istemiyor. Ayrıca; okul başarısı pek iyi değil. Aslında çok akıllı bir çocuk,ama öğretmen sınıfta varlığı ve yokluğunun bir olduğunu, derslere katılımının yok denecek kadar az olduğunu söylüyor. Geçen gün proje ödevi için çok güzel hazırlık yaptı, konu hakkında bizden bilgi aldı, birlikte araştırma yaptık, öğrendiklerini babasına çok başarılı bir şekilde aktardı, bizi şaşırttı. Ertesi gün öğretmeni ile konuştuğumda proje ile ilgili hiçbir şeyi sınıfta paylaşmadığını her zamanki gibi derse katılmadığını öğrendim. Çok üzüldüm. Bu çocuk neden böyle? Çok iyi yapabildiği şeylerde bile çekingen davranıyor, kendisini bir türlü ortaya koyamıyor. Oğlumun başarısız olma korkusu yaşadığını hissediyorum. Çünkü onunla konuştuğumda bana sürekli olarak "ya yapamazsam, ya başaramazsam, ya benimle alay ederlerse , ben hiçbir şeyi iyi yapamıyorum....." gibi şeyler söylüyor.
Yukarıda aktarılan örnek aslında pek çok aile ve öğretmenin karşı karşıya kaldığı bir durumdur. Bazı çocuklar, iyi yaptıkları bir konuda bile başarılı olamayacakları kaygısını yaşarlar ve bu kaygı onların o anki davranışlarını olduğu gibi kendilerini algılamalarını da olumsuz yönde etkiler. Aslında bu kaygılarının altında kendilerini değersiz hissetmeleri, kendi yeteneklerine güvensizlik inancı, bir başka değişle özgüven eksikliği vardır.
Özgüven; bir tutum,bir duygu, bir inançtır ve davranışlarla sergilenir. Kişinin kendi değerini bilme, kendisine sevgiyle, saygıyla ve dürüst bir şekilde davranabilme yeteneğidir. Özdeğer duygusu öylesine temel bir duygudur ki, nasıl bir kişi olduğumuzu, diğer insanlarla kurduğumuz iletişim biçimini, yaşamdaki yerimizi ve ondan neler beklediğimizi belirler. Bu nedenle; anne ve babaların ve eğitimcilerin en önemli amaçları kendi ayakları üzerinde durabilen, özgüven duygusu gelişmiş bireyler yetiştirmektir.

ÖZGÜVENİ YÜKSEK KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ
Özgüveni yüksek olan kişilerde dürüstlük, sorumluluk, kendine ve diğer canlılara şefkat ve sevgi, yeterlilik en belirgin özelliklerdir. Bu kişiler, önemli olduklarını, onlar var olduğu için dünyanın daha iyi bir yer olduğunu hissederler. Başkalarından çekinmeden yardım isteyebilir, yine de kendi kararlarını kendilerinin verebileceğini ve kendilerinin en iyi kaynak olduğunu bilir ve hissederler. Kendi değerlerinin farkında oldukları için, diğer insanların da varlıklarını ve değerlerini kolaylıkla kabul ederler. Her şeyi mükemmel yapamayacaklarını, eksikliklerinin,zayıflıklarının insanca özellikler olduklarını bilirler.

ÖZGÜVEN DUYGUSUNUN GELİŞİMİ
Dünyaya yeni gelen bir bebeğin hiçbir geçmişi, kendinle ilgili algısı, özdeğeri ile ilgili herhangi bir fikri yoktur. Bebek çevresindeki diğer insanların kendisine davranışları ve hareketleri ile verdikleri mesaja göre, özdeğer duygusunu edinmeye başlar.
Özgüven duygusunun ilk temelleri anne-bebek arasındaki iletişim sırasında atılmaya başlar. Özellikle annenin bebeğini beslediği süreç, bu anlamda önemlidir. Bebekler, annelerinin kendileri ile birlikte iken yansıttıkları temel duyguları (şefkat, sevgi, kaygı, telaş, öfke, üzüntü gibi) algılarlar. Bebeğin dış dünya ile ilgili ilk izlenimleri annenin yansıttığı duygular kanalı ile oluşur. Anne bebek için dış dünyaya açılan bir penceredir, bebek dış dünyayı bu pencereden annenin yansıttığı biçimde izler. Bebeğin dış dünyayı güvenilir, tutarlı, sıcak veya güvenilmez, tutarsız, soğuk bir yer olarak algılaması, annesi ile olan ilk duygu alışverişine bağlıdır.
Daha sonraki 5-6 yıl içerisinde ; aile ortamı, özgüvenin şekillendiği yerdir. Aile içinde kullanılan her kelime, mesaj, yüz ifadesi ,mimik çocuğa özdeğeri hakkında bir ileti gönderir.
Çocuk okula başladıktan sonra ise, diğer etkiler ortaya çıkar ama aile de önemli kalmaya devam eder. Dış dünya çocuğun ailede edindiği değer yada değersizlik duygusunu destekler. Örneğin aile ortamında değersizlik duygusu edinmiş bir çocuk, okulda herhangi bir konuda başarısızlıkla karşılaştığında bu başarısızlığını gözünde büyütür ve kendisi ile ilgili değersizlik duygusu pekişir. Buna karşılık aile içinde kendini değerli hisseden bir çocuk, karşılaştığı başarısızlıkları görmezlikten gelir, kendi özdeğeri hakkında karar verirken başarılı olduğu durumları değerlendirir.
Aile ortamında yapılacak bazı temel değişiklikler, çocukların kendilerini değerli bir birey olarak hissetmelerine katkıda bulunur. İletişimin net ve açık olduğu, duyguların dürüstçe ve korkmadan ifade edilebildiği , sorumluluğun gelişim düzeyi ve kişisel özelliklere göre dağıtıldığı aile ortamlarında çocuklar çok daha kolaylıkla özgüven duygusu geliştirirler. Böyle sağlıklı bir ortam yaratabilmek için, bazı somut öneriler işe yarayabilir. İşte bu önerilerden bazıları...

ANNE-BABALARA ÖNERİLER:
*Öncelikle; çocuklar arasında bireysel farklılıklar olduğunu unutmayın. Hiçbir çocuk özellikleri açısından bir diğer çocuğa benzemez. Her çocuk kendine özgüdür, bu özellikleri ile eşsiz ve değerlidir. Eğer siz çocuğunuzun bireysel özelliklerini takdir eder ve değer verirseniz o da kendi varlığına ve özelliklerine değer verir. Bunun en somut göstergesi çocuğunuzu bir başka çocukla asla kıyaslamamaktır. Eğer çocuğunuzu teşvik etmek istiyorsanız başka bir çocuğu örnek göstermek yerine, kendisinin daha önce yapmış olduğu bir şeyi örnek gösterin, yani kendi kendisi ile kıyaslayın. Örneğin; Piyano konseri öncesi çok kaygılı olan kızınıza " Bak Ayşe ne güzel hiç heyecanlanmadan çaldı sen ne diye heyecanlanıyorsun " demek yerine " Zeynep'çiğim, kaygılandığını görüyorum. Hatırlıyor musun geçen sene bütün sınıfın önünde şiir okuman gerekiyordu, o zaman da tıpkı şimdiki gibi kaygılı idin ama çok güzel şiir okumuştun ve seni çok alkışlamışlardı. Sen de kendini çok beğenmiştin.. Şimdi de bu işin üstesinden gelebilirsin,sana inanıyorum." diyebilirsiniz.
*Çocuğunuzu iyi tanıyın. Onun hangi alanlarda iyi olduğunu, hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi bir biçimde değerlendirin. Zayıf oldukları alanlarda onları desteklemek için, iyi oldukları alanları örnek olarak kullanın. İyi oldukları alanlarda kendilerini gösterebilmeleri, zayıf oldukları alanlarda ise kendilerini denemeleri için güvenli ortamlar yaratın. Eleştirmek, yüzüne vurmak yerine, yapabildiğini değerlendirin ve onunda görmesini sağlayın. Unutmayın eğer siz yapabildiği kadarını görmez ve ona inanmazsanız o da yapabildiklerini görmez ve kendi gücüne inanmaz.
Çocuğunuzun iyi yapabildiği şeyler, ya da ilgi duyduğu alanlar mutlaka vardır. Bunların neler olduğunu tespit edin ve bu alanlarda daha iyi olabilmesi için gerekli koşulları sağlamaya çalışın. Çocuklar genellikle ilgi duydukları alanlarda daha iyi performans sergilerler. Bu nedenle, ilgilerinin ne olduğunu belirlemek çok önemlidir.
*Çocuğunuzun geliştirilmesi gereken alanları için birlikte bir plan yapın. Planınızda küçük hedefler belirleyin. Bu hedeflere ulaşmasında ona destek verin. Örneğin herhangi bir derste başarısız ise ve bu durum onu etkiliyorsa, bu konuda neler yapabileceğinize birlikte karar verin ve küçük adımlar belirleyin. (önce öğretmenle görüşme, çalışılacak konuları saptama, çalışma programı düzenleme, ekstra destek ihtiyacının olup olmadığını belirleme vb.) Sizin problemlerin üzerine giderken çözüm odaklı yaklaşımınız, hedef belirlemeniz ve bu konuda ona destek vermeniz, onda problemin çözülemez olduğu inancını yıkacak ve çaba harcama isteği doğuracaktır.
Çocuğunuza mutlaka çeşitli alanlarda sorumluluklar verin. Bu sorumlulukların onun yaşına ve gelişimine uygun olmasına dikkat edin. Sorumluluklarını yerine getirirken onu izleyin, takdir edin, gerekli yerlerde destekleyin. Sorumluluk duygusunun gelişimi, çocuğun kendisini yeterli hissetmesi ve özdeğer duygusunun gelişimi ile yakından ilgilidir.

Çocuğunuzun; ev ve okulun dışında farklı sosyal aktiviteler, sosyal gruplar gibi değişik ortamlara girmesi ve bu ortamlarda kendini gösterebilmesi için fırsatlar yaratın. Böylece, çocuğunuzun alışkın olmadığı yeni ortamlara uyum sağlama becerisini geliştirmesine katkıda bulunmuş olursunuz. Yeni, farklı ortamlarda başarılı olma duygusu, çocuklarda kendilerine güven duygusunu arttırır. Örneğin; çocuğunuzun bir yaz kampına katılması ya da daha önce hiç denemediği bir sosyal aktiviteye başlaması ona çok şey kazandırabilir.


16 Eylül 2014 Salı

Dikkat Eksikliği

Dikkat eksikliği nedir? 

En genel ifadeyle organize olamamak ve dikkati tek bir noktaya odaklayamamak olarak açıklanabilir. Genellikle yedi yaşından itibaren kendini daha fazla gösterir, ancak 4-5 yaşları itibariyle belirtileri saptanabilir. 
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe (impulsivite) ve dikkat sorunları ile kendini gösteren bir psikiyatrik bozukluktur.

Bir kişide bu bozukluğun varlığından söz edebilmek için bu belirtilerin 7 yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülüyor olması(ev/okul), sürekli olması(en az 6 ay) ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. 

Dikkat eksikliği dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanamaması ve kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyaları kaybetme gibi belirtilerle kendini gösterir. 

Dikkat eksikliğinde sorun dikkat edememek değil, dikkatin belirli bir noktaya odaklanamamasıdır. Bu tür bireyler aynı anda tüm uyaranlara birden dikkat ederler bu nedenle belirli bir işle uğraşırken başka bir uyarıcı kolaylıkla dikkatin dağılmasına neden olur. O anda uğraştıkları işi bırakıp bir başka işe yönelebilirler. 
 
Uyarana ve çevreye ait bazı faktörler dikkat süresi ve yoğunluğunu etkiler. Ödev başında 10 dk’dan fazla oturamayan bir çocuk bilgisayar başında saatlerce oyun oynayabilir ya da sevdiği bir TV programını izleyebilir. Dikkat eksikliği olan bir birey için dikkatin bir noktaya odaklanması ve sürdürülmesi kalabalık, gürültülü ve uyaranın fazla olduğu ortamlarda daha da zor olur. Bununla birlikte bire bir ilişkilerde, sakin ortamlarda ve ilgisini çeken bir konuda daha uzun süre odaklanabilir. 
Dikkat süresi ve yoğunluğu her yaşta farklıdır. 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için normal kabul edilebilecek dikkat süresi 12 yaşındaki bir çocuk için kısadır.
Bu nedenle her birey kendi yaş dilimi içinde değerlendirilmelidir. 


 Dikkat Eksikliğinin Belirtileri:
 
• Çocukta dikkat eksikliği özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin hale gelir. Okul öncesi dönemde de her şeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp kısa bir süre sonra onları parçalamayı tercih ederler. 

• Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne/baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Ödevleri yapmakta hayli zorlanırlar. Masanın başına oturamaz, otursalar bile çeşitli bahaneler uydurarak (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Anne/ babayı ders çalışırken sürekli yanlarında isterler. 
 
• Üzerine aldıkları bir işi sürekli bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden hemen diğerine geçerler. Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk almak istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar. 

• Kendileriyle konuşulduğunda sanki konuşanı dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler. 

• Okuma ve yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir. Okurken sık hata yapabilir ve cümlenin sonunda kelime uydurmalarına rastlanabilir. 

• Unutkandırlar. Sınıfta sürekli eşya kaybetme yanında, iyi öğrendiklerini düşündüğünüz bir bilgiyi de çabuk unutabilirler.
 
• Kendilerine uygun bir çalışma düzeni ve sistemi geliştiremezler. Okuma ve yazmayı genellikle sevmezler. Ders kitabı okumanın yanında hikâye ve roman türü kitapları okumaya karşı da isteksizdirler. 
  
• Yaşanan tüm bu öğrenme zorluklarına sınavlarda dikkatsizce yapılan hatalar eklenir. Sabırsızlıkları nedeniyle soruları hızlıca okuma, tam okumama ve yanlış okumalara sık rastlanır. Bu nedenle çok iyi bildikleri bir soruyu dahi yanlış cevaplayabilirler. Test sınavlarında çeldiricilere kolaylıkla kanarlar. Özellikle ilkokula başladığı yıllarda sınav kâğıdını öncelikle vermeyi marifet sayarlar. Sonunda bildiklerinden daha azı oranında not alırlar. 
 
• Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak bu çocukların bir kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma belirtileri gösterirler. 

13 Eylül 2014 Cumartesi

1 ve 3 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ ve YAŞA UYGUN AİLE TAVRI

1 ve 3 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ ve YAŞA UYGUN AİLE TAVRI

Bedensel gelişme itibariyle ilk aylarda tamamen aciz görülen çocuk giderek kafasını tutmayı öğrenir. Daha sonra kollarını ve ayaklarını kontrol etmeyi becerir. Bir kaptan su veya süt içmesini öğrenmiştir. Ayrıca eline geçen her şe­yin tadına bakmasına bayılır. Bu tadı beğenip beğenmediği­ne o anda karar verebilir. Ayakları ve elleri üzerinde emek­leyerek yetişemeyeceği yer yok gibidir. Merdivenleri emekleyerek tırmanabilir. Koltuklan çıkıp inmekte usta olmuştur. Evdeki konuşmalara o da kendi kelimeleriyle, sözgelimi "baba", "anne", "hi", "hu" diye karışır.
Bu devrede konuş­maktan ziyade konuşulanları anlamada maharet gösterir. Oyuncaklardan daha çok insanlarla ilgilidir. El çırparak "cee" diye oynamaya bayılır. Bununla beraber oyuncakları­na da belli bir zaman ayırmaktan geri durmaz. Bu dönemde fizik gücü gerektiren oyunlardan çok hoşlanır. Özellikle oyu­nun içinde bir sürpriz olursa, örneğin örtünün altından ço­cuğun çok hoşuna gidecek oyuncağın çıkması gibi yahut ta kendisini kovalattırıp yakalanması gibi o takdirde onun zevki doruk noktasına ulaşır.
Babası çocuğu ile oynamak için ha­lının üzerine yere oturduğunda, çocuk sevinç çığlıkları ata­rak hayata büyük bir arzu ile bağlanacaktır. Psiko-sosyal ge­lişim için çocuk ile bu ve buna benzer fiziksel yaklaşımlar da gereklidir. Sadece tavır, davranışlar yeterli değildir. Çocukla oynamak onu kucaklamak öpmek de lüzumludur. Etrafında­ki insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü kızgın olup olmadığını, şefkat derecelerini o kendine göre rahatlıkla iç dünyasında ölçebilir. Yani etrafındakilerin duygusal durum­larını sezmekte ustadır.
12'nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkında­ki ilk düşünceleri şekillenmeye başlar. Bu dünyanın güveni­lir, emin bir yer olup olmadığını düşünür. Bu alanda ilk izle­nimlerini elde eder. Bu ileriki yıllarda devam edecek olan gelişimleri için temelleri oluşturacaktır. Ne yazık ki, çocukların psiko-sosyal gelişimlerinde çok önemli olan bu fırsatları kimi aileler hiç iyi değerlendirememektedirler.
Çocuğun ba­basının yerde halıya oturarak çocuğuyla burada yazıldığı şe­kilde birkaç dakika meşgul olması, olmayacak bir şey midir? Ne kadar basittir. Bunu her baba yapabilir. Ancak bu küçük fedakârlıklar dahi yapılamaz ise, onun sadece bedensel iyilik hali sağlığını bir bütün olarak garantiye alabilmemizde bü­yük noksanlıklar oluşturacaktır. Bu iyice bilinmelidir. Bu se­bepten başarılı anne ve baba olarak kalabilmek beceri iste­yen bir olaydır. Şu söz hiç unutulmamalı ve sık sık da hatır­lanmalıdır. "Her anne babanın çocuğu vardır, fakat her çocuğun anne ve babası yoktur." Yani sadece fizyolojik görevi yapıp çocuk sahibi olmakla iş bitmemektedir. Anne babası olan pek çok çocuğun anne babası yokmuşçasına on­ların sevgi, destek ve himayelerinden uzak bulunduğu hatır­lanırsa bu sözün güzelliği daha iyi anlaşılacaktır.
Anne ve baba çocuk için hayata açılan birer penceredirler. Çocuk bu pencereden daima iyi şeyler görebilmelidir. 12 nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkındaki ilk düşüncelerinin şekillenmeye başladığını, bu dünyanın güve­nilir, emin bir yer olup olmadığını düşündüğünü hatırlatmış­tık. Birçok bebekler için cevap çok açıktır. Yaşamak (dünya­sal olaylar, hayat) zordur. Burada, dünyaya gelen ilk çocu­ğun, annesinden doğar doğmaz ilk hayat belirtisinin ağla­mak olduğu -çocuğun ağlayarak dünyaya gözlerini açtığı-gerçeği felsefî bir konu olarak düşünülmelidir. Çocuğun da­ha o dönemde hayatı sevmesinde anne baba çocuğa yardım edebilmelidir. Nitekim aynı dönemde çocuk kendisini büyü­tenlere karşı bu duyguların da tesiriyle büyük bir yakınlık duyar. Bu duyguyu iyi değerlendirmek lâzımdır. İşte çocuktaki bu duygudur ki onun ilerde yetişkin bir kimse haline gelmesine yardım edecek ve sırası geldiğinde de o da başkalarını büyütecektir.
Yetişmiş bir birey bir gün babasına şöyle der: "Babacığım senin hana yaptığın bun­ca fedakârlıkları hizmetleri ben nasıl ödeyeceğim bile­miyorum." Baba cevap vermiştir "Gayet basit evladım benim sana yaptıklarımı sen de çocuklarına yapacaksın ve böylece ödeşeceğiz." Evet, hayat budur. Böylece dünya yaşamını sürdürecektir.
Dünyamızın yaşının 5,5 milyar yıl tahmin edildiğini unutmamak gereklidir. Bunca yıldır bu yaş­lı dünyamızdan nice insanlar gelmiş ve geçmişlerdir. Bunca asırlar aile ve çocuk refahı alanında pek çok bilimsel gerçek­leri de ortaya çıkarmıştır. Bu bilimden ve bunca yılların tec­rübelerinden yararlanmak (tabiatı, ilimi sevmek ve bilmek, benimsemek) mutluluğa giden gerçek yol olarak karşımızda durmaktadır.
Çocuğun hayatında ilk adımlarla birlikte (yürümeye başlama girişimleri) onun için çok daha enerjik ve bağımsız bir devre başlamaktadır. O sonsuz gibi gördüğü enerjisini ve fikirlerini artık fizik yetenekleriyle bağdaştırmayı öğrenmeye başlamaktadır. Nispeten yumuşak başlı ve idaresi kolay olan bebeğin yerini şüpheci, enerjik ve horoz gibi çalımlı bir ço­cuk alır. Fakat büyüdükçe özellikle annesine olan gereksini­minin her yönden artacağı daima hatırlanmalıdır. Annesine ve ona en çok bakan kimseye bağımlığını görmek gerekir.
Çocuk artık kendisinin ayrı bir şahsiyet olduğunu kavramaya başlamıştır. O emeklemeye başlayınca annesinden madde­ten uzaklaşma, ayrılma imkânını bulur. Oyuncaklarını kendi kendine bulabilmesi kişiliğine olan güvenini artırır. Çocuk yürümeye başlamayla birlikte kendi hayatını daha belirgin yaşamaya başlar. Bu duygunun belirmesi onda hem büyük bir heyecan ve hem de bir korku yaratır. Çünkü bu devreye kadar çocuk daima annesini yanı başında bulmuş, onun ku­cağında kendisini emin ve iyi hissetmiştir. İşte bu karmaşık duygular içerisinde çocuk bu çağda hem annesinden uzaklaşmak ister ve hem de arkasına bakar bakmaz ona dönmek için bütün gücü ile koşar. Bunun için en iyi örneğini çocuk annesinden uzaklaştırılıp bir başka odaya götürüldüğünde onun büyük bir enerji ile annesinin bulunduğu odaya emek­lediği gözlenebilir. Zira kendisini birden bire yapayalnız bu­lur ve büyük bir heyecanla "güvene" annesinin yanına dön­meyi arzular. Görüldüğü gibi çocuk daha hayatının ilk yılla­rında psiko-sosyal yönlerden ne denli meşgul bulunmakta­dır.
Çocuğun ilk adımlarını attığı bu devrede onun annesi­ni kaybetmekten doğan korkusunu -çünkü o böyle bir kor­kuyu daima yaşar- azalttığımız takdirde çocuğun daha çabuk yürüyebilmesini sağlamış oluruz. Yürümenin annenin yanın­da uzaklaşmak olmadığı, ne kadar yürüyerek anneden uzaklaşırsa uzaklaşsın, annesinin daima onun yanında olacağı düşüncesinin ve inancının onda bulunabilmesi çok mühim­dir. Bunu anne çocuğuna hissettirebilmelidir. Annenin çocu­ğuna bakışı, tebessümü, ona sevgi dolu yaklaşımı bunun için çoğu zaman yeterli olacaktır. Ancak annenin bu konuda ka­rarlı, tutarlı olması çok mühimdir. Bir zaman değişik karak­terde tavır ve davranışı çocuğun yönlendirilmesinde istenil­meyen sonuçlar meydana getirebilecektir. Çocuğun anne ve babaya ihtiyacının büyük olduğu devrede, çocuğu sık sık ev­de yalnız bırakmak, onsuz seyahatlere çıkmak doğru değil­dir. Hatta diyelim ki çocuğun ameliyat olması gerekti, mümkünse bu işi bile geciktirmek daha hayırlı olacaktır. Çocuğun aile ilgisine büyük ihtiyacı vardır. Çocuk ile anne baba ara­sında ayrılık olacaksa, ayrılığın çocuğun üzerinde büyük iz bırakacağını bilmemiz, anlamamız ve hazırlıklı olmamız ge­rekmektedir.
Bu çağda çocuk annesine ne kadar ihtiyacı ol­duğunu yavaş yavaş şuurlu olarak anlamakta bir yandan da annesinin yardımı olmadan dünyasını kendi idare etmek is­temektedir. Kapı tokmağına bile yetişemediği halde, o bü­tün kapıları açmak ister. Bir merdiven görünce dayanamaz, başına gelebilecek kazayı düşünemeden tırmanmaya çalışır. Babası araba kullanırken, sanki kendisi de sürmek istercesi­ne onun direksiyonuna sarılır. Bu devrede anne babaların en mühim problemi çocuğun hareketlerinde ne dereceye kadar serbest bırakılması konusu ve yasakların tespiti ola­caktır. Bunun cevabı şudur: Çocuğu kazalardan ve türlü teh­likelerden korumak şartıyla onu hareketlerinde serbest bı­rakmak lazımdır.
Küçük, ehemmiyetsiz sayılabilecek zararları da hoşgö­rü ile karşılayabilmelidir. Bunun için en iyisi onun evin bir yerinde köşesi veya en iyisi odasının olmasıdır. Ev eşyaları­na verebileceği zararları -kirletmek, sütünü dökmek, bardağı devirip kırılmasına sebep olmak vd. -düşünerek bu yönde de tedbir alınmalıdır.
Ancak pek çok anne-baba ev temizliğine, tertibine, görünümüne çocuğun eğitiminden çok daha fazla ehemmiyet verir. Ev dağınık durmasın, eve gelenler pırıl pı­rıl görsün diye, her tarafı en nadide eşyalarla süslemek isterler. Çocuğun yaşayacağı oda ve yer de bunlar arasındadır. Sanki çocuk orada bir tablo gibi dursun istenir. Çocuğun burada sayılan büyüme özelliklerine uygun bir yaşantının te­min edilebilmesi onun ileride kuvvetli fikir yapısına sahip başarılı bir kimse olmasında pek önemlidir.
 Hiçbir şey vardan yok olmaz, yoktan da var olmaz. Bu ünlü söz unutulmamalıdır. Başarısız, yeteneksiz nice bü­yüklerin psiko-sosyal anamnezinde ilk çocukluk yıllarının kö­tü yönlendirilmesinin rolü açıkça görülmektedir çoğu kez. Ancak tekrar belirtmek isteriz ki, küçüğün kendini ve başka­larını tehlikeye sokacak (hastalık, sakatlık vb.) onun başıboş bırakılması rehberlik ile hiç alâkalı değildir yapılmamalıdır. Rehberlik onu kendi haline itivermek değildir. Onu tanıyıp, onun psiko-sosyal gelişimlerini kolaylaştıracak yaklaşımlarda bulunmaktır.
Bir de şu tehlike vardır: Eğer ebeveyn çocuk hareket­lerini çok kısarsa, isteklerini elde etmek için mücadele et­mek gereğine inanacak ve sonunda isteklerinin olması için anne-babayla mücadele ede ede, giderek asi olacak yahut anne-baba üzerinde bu yolla başarılı olamazsa kendisine olan tüm güvenini kaybederek kararsız bir çocuk haline ge­lecek ve atacağı her adımda anne ve babasının desteğini bekleyecektir. Yani korkacak, sinecek ve bir bakıma kendi iç dünyasında yenilgiye uğrayacaktır. Bir savaş olmasını ar­zu etmeyiz. Yenen de olmasın yenilen de. Çünkü savaş olunca eninde sonunda bir yenen ve bir de yenilen bulunur. Oysa savaş olmazsa, buna meydan verilmezse, böyle bir so­run da doğmaz. Öyle ise, buna dikkat etmek lazımdır.
Savaş olur anne-baba hakim gelirse, çocuk yukarıda yazdığımız gi­bi sinecektir, anne-babanın daima desteğini arayacaktır vb. Eğer çocuk yenerse de, o zaman anne-babanın çocuk üze­rinde esasen olması lâzım gelen otoritesi sarsılacak, daha önemlisi, çocuğun anne-baba imajı istenildiği gibi olmaya­caktır. ‘Over protection’ denilen üzerine fazla titreme halinde görülen tipik örnekler burada doğabilir, halkın şımarık ço­cuk dediği tip meydana çıkar.
Doğru yol çocuğa ilk günlerde gösterilmiş olan şefkat ve dostluk yine aynı şekilde devam edecek olursa, çocuğun kendine ve dünyaya olan güveni her gün biraz daha artacak­tır.
İlk çocukluk yıllarının psiko-sosyal izlerinin bireyin ya­şamı boyunca silinmez izler bıraktığı daima hatırlanmalıdır. Bir teyp bandı düşünelim ki, bu dolmaktadır ve sonra da do­lan sesler duyulacaktır. Haliyle de işitilecektir. Banda senfo­nik müzik kaydetmişsek, oradan senfonik müzik dinleyece­ğiz demektir. Onun yerine Klasik Türk musikisi dinlemeyi beklememeliyiz. Bu örnek çocuk için düşünüldüğünde belki biraz mübalağalı, fakat gerçeklerle doludur. Dünya yaşantısı, ekilenin biçildiği bir ortamdır.

3 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

 3 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
3 yaş ben merkezcilik ve inatçılık özelliklerinin görüldüğü zorlu bir dönemdir.
3 yaştaki çocukların en sevdikleri kelimelerin "hayır", "ben", "ben yapacağım" olduğu görülebilir. İnatçı ve kararlı tutumları, isteklerine "hayır" dendiğinde geçirilen öfke nöbetleri ve ağlama krizleri hep bu dönemin karakteristik özellikleridir. Genelde 2,5–3 yaş civarındaki tüm çocuklarda bu davranışların zaman zaman gözlenmesi çok doğaldır. Yine bu yaş grubundaki çocuklar, okula başlayarak birey olma yolunda çok ciddi bir adım atmış olurlar. Artık onlarında kendilerine ait bir dünyaları vardır. Buna paralel olarak gittikçe daha çok sosyalleşir, zihinsel olarak gelişir ve kelime hazineleri hızla gelişir.
Bu yaş grubu "paralel oyun" denilen dönemdedir. Yani birbirleriyle oyun kurmaktan çok, oyuncağa yönelik oyunlar oynarlar. Diğer arkadaşları ile ancak elindeki oyuncak alındığında ilişki kurarlar. Zaman zaman paylaşma konusunda yaşadıkları zorlukları arkadaşlarına fiziksel zarar verme boyutuna da taşıyabilirler (vurma, bağırma, ısırma vb.). Aslında 2,5–3 yaş grubunda, bu tür durumlarda yaşanan doğal tepkilerdir.
Bu döneme, "Özgürlüğe karşı birin­ci atılım", "Birinci kaprisler çağı", "Egosantrik dönem", "3 yaş bunalım dönemi" gibi isimlerde verilmektedir. Çocuk, ego'sunu, yani benliğini bu dönemde keşfeder. Bu keşfin iyi olmadığı, başarılı atlatılamadığı durumlarda halkın egoist dediği, bencil bir tip ortaya çıkması çok doğaldır. Ortaya çıkan daha sonra giderilebilmesi ancak uzman yardımlarıyla o devrede veya daha sonraki ay ve yıllarda derinlemesine çalışılarak mümkün olabilmektedir.
3 yaş civarındaki çocuklar artık kendi öz bakımlarını karşılayabilecek birçok beceriye sahiptirler. Eğer fırsat verilirse yemek yemek, giyinmek soyunmak, temizlik gibi birçok ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilirler. Başkalarına isteklerini belirtecek ve sosyal ilişki kurabilecek dil gelişimi düzeyine sahiptirler. Kendilerine söylenenleri, yönergeleri dinleyebilecek ve anlayabilecek yeterliliktedirler. Diğer çocuklarla oynayabilecek sabrı ve işbirliğini gösterebilecek olgunluktadırlar. Yani bu yaş çocuğun sosyal bir grubun parçası olmaya en hazır olduğu yaştır. Çocuklar genellikle 3 yaşlarında yuvaya gidebilecek olgunluğa erişirler. Anneye olan bağımlılığın yerini kendine güven almaya başlar.
Henüz tam anlamıyla anneden ayrışmamış da olsa verilecek desteğe bağlı olarak çocuk ilk kez anneden kopup uzunca bir süre başka bir sosyal ortamda kalabilecek olgunluğa erişmiştir. 3 yaş önemli bir geçiş sürecidir. Bu dönemde “ben ve başkaları” kavramı gelişir. İhtiyaçlarını geciktirmeyi öğrenir. Paylaşmayı ve grupla oynamayı ve basit kurallara uymayı bu yaşta başarabilir.
Bu dönemde ailenin tavrı çok önemlidir. Bu birey olmaya geçiş sürecinde çocuğun bazı taleplerini karşılarken bir parça geciktirmek, paylaşabildiğinde ve kurala uyduğunda ödüllendirmek çocuğun ben merkezcilikten kurtulmasında etkili olacaktır. Birçok oyunu ve aktiviteyi sürdürebilecek sabrı olan 3 yaş çocuğu yine de hala bir sorumluluğu uyarısız sonuna kadar sürdüremeyebilir.
3 yaşını dolduran çocuklar hem fiziksel hem de zihinsel özellikleri bakımından oldukça gelişmiş durumdadır. Hareket koordinasyonları çok artmıştır. Bedenlerini yetişkinlerin yapabildikleri birçok için rahatlıkla kullanabilirler. El becerileri oldukça gelişmiştir. Kalem kullanmaya, çizgiler çizmeye başlarlar. Dış dünyaya ve olgulara ilişkin sorular sorarlar ve çok meraklıdırlar. Sosyal anlamda çok gelişmiştirler. Başka çocuklarla bir arada olmaktan keyif duyarlar. Kendi isteklerinin yerine getirilmesi konusunda ısrarcı olduğunda grup tarafından kabul görmediğini fark etmeye başlar. Onlarla birlikte olmak için zaman zaman onların isteklerine de cevap vermesi gerektiğini öğrenir.
Özellikle bu dönemde çocuk çevresindeki yetişkinlerin sorun çözme biçimlerini taklit eder. Yani bir problem çıktığında anne ve babası saldırgan davranıyorsa çocuk da benzer durumlarda saldırgan davranmayı öğrenir. Saldırganlık çok küçük yaşlardan beri öğrenilen bir tutum olmakla birlikte özellikle bu yaşlarda taklit çok fazla görülür. Anne-babaların özellikle bu dönemde çocuğun sosyal yönünü geliştirecek bir tavır içinde olmaları önemlidir. Ayrıca zihinsel gelişimi için çocukların sorularına uygun ve doğru yanıtlar bulmaları, öğrenme isteklerinin kırılmaması açısından önem taşımaktadır. Ayrıca bu dönemde çocukların çok hareketlenirler ve tehlikelere maruz kalma olasılıkları da artar. Kazaların en fazla rastlandığı yaş 4 yaş civarıdır. Bu nedenle de anne babaların çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Burada çocuğu hem korumak hem de birçok şeyi denemesine fırsat vermek oldukça zor bir ayaradır. Genellikle çocuğun güvenliği ön planda tutulmaktadır. Oysa çocuğun yaşam deneyimiyle öğreneceği şeylerin de hem zihinsel, hem fiziksel hem de duygusal gelişim açısından önemi çok büyüktür.

3 Yaş Çocuğuna Yaklaşım Nasıl Olmalı?
3 yaşındaki çocuk elinden gelse dünyayı keşfetmeye ça­lışır. Kırılabilecek şeyleri kırmaya, kalemlerle bir yerleri çiz­meye ihtiyacı vardır. Buna göre bir oda veya köşe hazırlan­ması evde çocuk için faydalı olur. Çocuğu bütün bunlarda tecrübe sahibi olmasında kontrolümüz dahilinde serbest bı­rakmalıyız.
Çocuk bu çağda (2,5–4 yaş) çevreden ve aileden çözülerek daha özgürlükçü bir tavır benimser. Amaç ileride tek başına hayatını yaşayabilecek hale gelmesidir. Bunun ilk sınavı bu dönemde verilmektedir.
Bu dönemin bir diğer adı da "ilk karşı koyma bunalım dönemi"dir. Bu nedenle çocuk kendisine vasilik edenlere karşı koyma­dan rahat edemez. Bunun da sebebi şudur: O kendi kuvveti­ni tanıyacaktır. Kendi öz kuvvetini deneyecektir. Kendini kabul ettirmeye çalışacaktır. Daha ileriki yıllarda geçireceği, ikinci bunalım dönemi için güç toplayacaktır. Sosyal benliği keşfetme buhranı, bunun için daha şimdiden kendisine ce­miyette bir yer temin etme sancılarını halledebilmek için ze­minler hazırlamakla meşguldür.
Anne ve babanın çocuğun eğitiminde aynı paralelde olmaları ciddi bir sorundur. Yani aynı bilgileri birlikte bilmeli ve uygulamalıdırlar. Görüş ayrılıkları varsa bunlar uygun şe­killerde biran önce ortaya konulup giderilmelidir yoksa bundan sadece anne baba değil çocuk da çok örselenecektir. Çocuğun psiko-sosyal özellikleri ve başarılı bir uyu­mun esasları konusunda anne ve babanın fikir birliği içeri­sinde olmaları, aile ve çocuk mutluluğu açısından aşılması gere­ken ilk aşamadır.
Çocuğun normal gelişimi açısından gürültü etmesi bir gereksinimdir. Fazla sessiz çocuklar, çok hareketli çocuklardan daha çok endişe uyandırmalıdır. Rehberlik her şeyden önce sevgi, tolerans, otorite, sabır ve inanma işidir. Çocuğa anne ve babasından istediği psiko-sosyal hakları sevgi vb. verildiği zaman, ondan da bazı şeyler istemek ve almak daha kolaylaşır. Örneğin otoritemize itaati gibi. Nite­kim gerçek sevgi ve tolerans görmüş çocuklar anne ve babalarının otoritelerini daha rahatlıkla kabul ederler ve onlara itaat ederler. Çocuk üzülüyor, ağlıyor diye onun iyiliği için ondan beklediğimiz işleri yapmıyorsa, söz tutmuyorsa, bu istediklerimden  vazgeçmek, çocuğun işlerini ağlayarak yaptırabileceğine dair onda bir kanı oluşmasına sebep olur.
Bu nedenle çocuktan bir şeyler isterken bunla­rın istenebilecek şeyler olup olmadığı konusunda önce iyi karar verip ondan sonra kararlı olarak onu uygulamamızda büyük yararlar vardır. Örneğin bu dönem bunalımı içerisin­de olan çocuğun televizyon seyredip seyretmemesi konu­sunda verilmiş ciddi ve tutarlı karar alınmalı ve istikrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Birbirini çelişkiye düşüren davranışlar çocuğu da, aileyi de mutsuzluğa götürür. Çocuğu eğitenlerin bir süre sonra çocuk karşı­sında etkisiz hale gelmeleri bundandır.
Yetişkinler, çocuğun akrabaları ve diğer sosyal çevre bireyleri, çocuğu yola getirmek veya ona karşı yeterince et­kili olabilmek için ne kadar araya girerlerse, çocuğun karşı koyma tepkileri de o nispette çok şiddetli olur. Çocuğun kaprisleri giderek artar. Anne-baba burada esastır. Diğer sosyal çevre bireyleri anne-babanın otoritesini çocuk üzerin­de sarsacak davranışlardan sakınmalıdırlar.
Çocuğun kaprisleri karşısında yapılabilecek en iyi ha­reket tarzı, çocuğun tehlikesizce yapabileceği şeyleri yapmasına izin vermek, öte yandan da kaprislerini görmezlikten gelmektir. Suçları karşısında veya yapması lazım ge­len işlerinde sarsılmaz bir sesle ve sakinlikle onu eğitmek gerekir.

GELİŞİM ALANLARI
MOTOR GELİŞİMİ
▪     Merdivenden yukarı ayak değiştirerek çıkar ve aşağı inerken her basamakta iki ayağını bitiştirir.
▪     Alt basamaklardan atlayabilir.
▪     Koşarken ve büyük oyuncakları itip çekerken önüne çıkan engelleri aşabilir, köşeleri dönebilir.
▪     Pedalları kullanarak üç tekerlekli bisiklete binebilir.
▪     Parmak ucunda durabilir ve yürüyebilir.
▪     Ayak bileklerini çapraz koyarak oturabilir.
▪     Her iki elini işbirliği içinde ustaca kullanabilir.
▪     Yumuşak materyallere elleriyle şekil verir.
▪     Atılan topu yakalar ve karşısındakine top atar.
▪     Makas kullanabilir.

BİLİŞSEL ve DİL GELİŞİMİ
▪     Konuşurken ses tonunu duruma göre değiştirebilir.
▪     Adını, soyadını, cinsiyetini ve yaşını söyleyebilir.
▪     Öyküleri büyük bir dikkatle dinler.
▪     Bildiği birkaç çocuk şiirini ezbere okuyabilir.
▪     10’a kadar ya da daha fazla ezbere sayabilir.
▪     1–3 arası rakamları tanır.
▪     Ana renkleri tanır.
▪     Basit emirleri yerine getirir.
▪     Nesnelerin isimlerini söyler, eşleştirme yapabilir, ayırt edebilir.
▪     Bedeninin parçalarını bilir.
▪     'Ne’, ‘nerede’, ‘kimle’ başlayan pek çok soru sorar.
▪     Müzik eşliğinde şarkı söyler.

SOSYAL ve DUYGUSAL GELİŞİMİ
▪     Oyun sırasında kendi kendine konuşma giderek azalır ve yerini başkalarıyla konuşma alır.
▪     Oyunlarda yetişkinleri taklit eder.
▪     Duygularını sözel ifadelerle açıklar ve duygularının nedenlerini söyler.
▪     Gerekli durumlarda paylaşma davranışı gösterir.
▪     Gerekli durumlarda yetişkinlerden yardım ister.
▪     Yaptığı işlerde yetişkinlerden onay ister.
▪     Hatırlatmalarla grup kurallarına uyar.
▪     Başka çocuklarla uyum içinde oynayabilir.

ÖZBAKIM BECERİLERİ
▪     Yemek yerken kaşık ve çatalı rahatça kullanabilir,
▪     Ellerini yıkayabilir ancak tam olarak kurutamaz.
▪     Burnunu mendille siler.
▪     Dişlerini fırçalar.
▪     Bağcıksız veya spor ayakkabısını çıkarır.
▪     Çok küçük olmayan düğmeleri açar.
▪     Yemek masasının hazırlanmasına ve toplanmasına yardım eder.
▪     Tuvaletini yardımsız yapar.
▪     Oyuncaklarını toplar.
▪     Pantolonunu ve şortunu indirebilir ve yeniden çekebilir ancak düğme ilikleme ve fermuar çekmede yardıma ihtiyaç duyar.

▪     Ev işleri, bahçe işleri, alış-veriş gibi etkinliklerde yetişkine yardımcı olmaktan çok hoşlanır.

4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ ve YAŞA UYGUN AİLE TAVRI

4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ ve YAŞA UYGUN AİLE TAVRI
4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
3 ve 4 yaş, içinde barındırdığı ben merkezcilik ve inatçılık özelliklerinden dolayı oldukça zorlu bir dönemdir. Bu iki baskın özellik 4 yaş civarında biraz daha azalsa da bu yaş dönemlerinin en karakteristik iki özelliğidir. 4 yaşına gelen çocuklar "kooperatif oyun" denilen döneme girerler, yani birlikte oynayıp, oyun kurup, yaşadıklarını oyunlarına yansıtabilirler.
3 yaşa kıyasla daha sakin ve uyumlu bir döneme girerler. Bu yaş grubunun en önemli özelliği meraktır. "Ne, nedir, niye?" tarzındaki soruları ardı arkasına sorabilirler. Detaycı ve araştırmacıdırlar. 3 yaşa oranla son derece gelişmiş kelime hazineleri vardır. Hayal güçleri çok iyi çalışır ve bunu oyunlarında çok güzel kullanırlar. Bu dönemde yaşanabilecek en karakteristik sorun gece uyanmaları ve gece korkularıdır. Yaratıcılık gerektiren her türlü aktiviteden (ritim çalışmaları, drama, resim vb.) çok hoşlanırlar.
4 yaş çocuğu isteklerinin anında yerine getirilmemesini anlayışla karşılamayı öğrenmeye başlar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu ve başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve beklemeyi öğrenir. Buradaki temel ilke, çocuğun isteklerinin bazılarına er geç kavuşacağına inanmasıdır.
Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaşını seçmeye başlar. Önceleri seçtiği oyun arkadaşları her iki cinsten olabilir. Ancak okula girmeye hazırlandığı sırada çocuk, oyun arkadaşlarını kendi cinsinden seçmeye özen gösterir. Çünkü sosyal baskı nedeniyle kendi cinsine uygun oyunlar oynamayı öğrenmelidir.
4 yaş çocuğu değişken bir görünüm sergiler. Genellikle yarım bırakılan bir şeye karşı duyarsızdır. Sorgu çağı 4 yaşında en yüksek düzeye ulaşır. 4 yaş çocuğu hareketlidir. O enerjik olan tırmanma, sıçrama, atlama, hızla bisiklet sürme ve takla atma gibi tüm bedensel etkinlikleri sever.

4 Yaş Çocuğuna Yaklaşım Nasıl Olmalı?

Beslenme:
▪     Bu yaştaki çocuğun iyi beslenme alışkanlıkları kazanmasında ailece yenen yemekler önemlidir, bu alışkanlıklar ömür boyu devam edecektir.
▪     Onun yemesini istediğiniz gıdaları siz de yiyerek çocuğa iyi örnek oluşturmalısınız.
▪     Ona yemek hazırlamada, sofra kurmada ufak görevler verebilirsiniz.
▪     İştah konusunu problem haline getirmeyin, acıkınca yiyeceğine inanın.
▪     Sevdiği ve sevmediği gıdalar olabilir ve bunlar sık sık değişebilir.
▪     Bir gıdayı reddederse ısrar etmeyin, bir süre sonra farklı bir şekilde tekrar deneyin.
▪     Yemeğini yemeyince aç kalmasın diye abur cubur vermeyin.
▪     Gıdayı ödül veya ceza olarak kullanmayın.


Tuvalet eğitimi:
3 yaş çocukları halen gece ve gündüz bez kullanıyor olabilirler. 4 yaşta ise, bazıları halen gece beze gerek duyarlar. Bunun için onu suçlamayın veya utandırmayın, her çocuğun bezden kurtulma yaşı farklıdır. Her olumlu gelişmede memnuniyetinizi belirtmeyi unutmayın.



Güvenlik:
▪     Oyun parkında gözetim altında tutun.
▪     Araba yolculuklarında uygun şekilde bağlandığından ve kapıların kilitli olduğundan emin olun.
▪     Evde silah bulundurmayın.
▪     Ateş ve kibritle oynamamayı öğretin, kibritleri ulaşamayacağı yerde tutun.
▪     İlaçları ulaşamayacağı bir yerde ve kilit altında tutun.
▪     Banyoda ve sudayken asla yalnız bırakmayın.

Disiplin:
▪     Kurallar ve yasaklar konusunda tutarlı olun.
▪     Ondan ne istediğinizi açıkça anlatın ve iyi davranışlarını övün.
▪     İstenmeyen davranışların neden istenmediğini anlatıp açıklayın.

Gelişimi Nasıl Destekleyebilirsiniz?
▪     Kum, su, toprakla oynamasına izin verin.
▪     Parmak boyası yaptırın.
▪     Oyun hamuru ile oynatın.
▪     Masayı kurmaya yardım ettirin.
▪     Cisimlerin adlarını, renklerini söyleyin.
▪     Parçaları bir araya getirip bir şeyler yapacağı oyuncaklar ( lego, küpler gibi) alın.
▪     Sorularını cevaplandırın.
▪     Yeni kelimeler öğrenmesine yardım edin.
▪     Öyküler, masallar okuyun.
▪     Televizyon izlemeyi kısıtlayın.
▪     Başka çocuklarla bir araya getirin.
▪     Değişik ortamlarda bulunmasını, yeni arkadaşlarla tanışmasını sağlayın.
▪     Bu dönemde çocuklarla konuşurken tam ve düzgün cümleler kurmaya özen göstermek gerekir.
▪     Çocukların sorgu çağını yaşadıklarının bilincinde olarak tüm sorularını sabırla yanıtlamak gerekir.


GELİŞİM ALANLARI
PSİKOMOTOR GELİŞİM
▪     Ayak değiştirerek büyük bir rahatlıkla merdivenlerden inip çıkabilir,
▪     Beden hareketlerini istediği gibi ustalıkla yönlendirebilir,
▪     Merdivenlere ve ağaçlara tırmanabilir,
▪     Parmak ucunda durabilir, yürüyebilir ve koşabilir,
▪     Üç tekerlekli bisiklete binmede ustalaşmıştır,
▪     Dizlerini kırmadan yerdeki nesneleri alabilir,
▪     Topu atma, yakalama, zıplatma, tekmeyle vurma gibi becerileri içeren top oyunlarını gerçekleştirebilir,
▪     Küçük tahta boncukları ipe dizebilir,
▪     Kalemi yetişkin gibi tutar ve başarıyla kullanır,
▪     Makasla düz ve dairesel çizgileri çizebilir.
▪     Şekilleri sınırları taşırmadan boyayabilir.
▪     Ritme uygun dans edebilir.
▪     Yumuşak materyallere çeşitli araçları kullanarak şekil verebilir.

BİLİŞSEL ve DİL GELİŞİMİ
▪     Yakın geçmişteki olayları, olup bitenler arasında ilişki kurarak anlatabilir,
▪     Ev adresini söyleyebilir.
▪     Nesneleri ismini söylediği nesneye dokunup nesne-sözcük arasında birebir eşleme yapabilir.
▪     Şakalardan, fıkralardan zevk alır, uygunsuz sözlerden, ifadelerden ve argodan hoşlanır.
▪     Özellikleri belirtildiğinde vücudunun kısımlarını gösterebilir.
▪     Etkinlik süresince dikkatini toplayabilir.
▪     Üç nesneli ve davranışları emirleri yerine getirebilir.
▪     Resimleri mantıklı bir şekilde açıklayabilir.
▪     Tek başına 3–4 mısralık basit şarkıları söyleyebilir.
▪     1-5 arası rakamları tanır.
▪     Nesneleri özelliklerine göre gruplar.
▪     15’e kadar ritmik sayabilir.
▪     Düzgün ve tam cümleler kurabilir.
▪     Yedi kelimeden oluşan cümleleri kurabilir.
▪     Geçmiş şimdiki ve gelecek zamanları doğru olarak kullanabilir.
▪     Yakın zamanda yaşanmış olayları anlatıp, olaylar arasında ilişki kurabilir.
▪     Ev adresimi söyleyebilir.
▪     Kaç yaşında olduğunu söyleyebilir.
▪     Sürekli olarak "neden, ne zaman, nasıl" gibi sorular sorabilir.
▪     Kelimelerin anlamlarını merak ederek ne olduğunu sorabilir.
▪     Gerçekleri hayallerle karıştırarak hikâyeler anlatabilir.
▪     Artık konuşmalarında bebeksi konuşmalara yer vermez veya çok az konuşur.

SOSYAL – DUYGUSAL GELİŞİM
▪     Genelde çok daha bağımsız ve oldukça inatçıdır; kendi isteğiyle hareket eder,
▪     İsteklerine karşı gelindiğinde, yetişkinlere uygunsuzca, kaba bir üslupla konuşabilir ve oyun arkadaşlarıyla kavga edebilir,
▪     Evin dışında işe yarar her türlü malzemeyle bir şeyler üretmeye, oluşturmaya çalışarak yaratıcılığını sergiler,
▪     Dramatik oyunu ve çeşitli giysiler giyip kılıktan kılığa girmeyi çok sever; sıklıkla bu oyunları oynamayı tercih eder,
▪     Paylaşma ve oyun sırasında sıra bekleme anlayışı gelişmiştir,
▪     Küçük kardeşlerine ilgi gösterir sevgiyle yaklaşır,
▪     Duygularının sonuçlarını söyleyebilir,
▪     Yeni ve alışılmamış durumlara uyum sağlar,
▪     Başkalarının konuşmalarını kesmeden dinler,
▪     Grup kurallarına uyar,
▪     Gerekli durumlarda arkadaşlarından yardım ister ve onlara yardım eder.

ÖZBAKIM BECERİLERİ
▪      Yemek yerken çevresini temiz tutmaya dikkat eder,
▪      Uygun giyeceği seçer,
▪      Giyeceklerini doğru şekilde giyer,
▪      Ayakkabısının bağcığını açar,

▪      Küçük tuvalet temizliğini yardımsız yapabilir.